Menu

Reklam1

Mittwoch, 20. März 2019

Yakmayan Ateş Keşfolunca (Kar©glanin 19 Mart 2019 Vaazi)

Yakmayan Ateş Keşfolunca

(Kar©glanin 19 Mart 2019 Vaazi)



أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْنَا يَا نَارُ كُون۪ي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kulnâ yâ nâru kûnî berden veselâmen ‘alâ ibrâhîme

Meali :

Onlar İbrahim'i ateşe atınca biz: “Ey ateş! İbrahim'e karşı soğuk, serin ve selamet ol!” dedik.

Sadakallahul Aziym Enbiyâ Suresi 69. Ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Deccal’ın sol gözü sakat, saçı çoktur. Beraberinde bir cennet ve bir cehennem vardır. Onun cehennemi bir cennet, cenneti de bir cehennemdir."

"Deccal’ın beraberinde bir su ve bir ateş bulunacaktır. Fakat, onun ateşi soğuk bir sudur, suyu ise yakıcı bir ateştir."

Huzeyfe ile Ebu Mesud (r.a.) bir araya geldiler. Huzeyfe (r.a.) şu hadisi nakletti: "Muhakkak ki ben, Deccal’ın beraberinde olan şeyi ondan daha iyi bilmekteyim. Muhakkak onun yanında bir su nehri ve bir de ateş nehri bulunacaktır. Fakat, sizin ateş olarak gördüğünüz şey bir sudur. Bir su olarak gördüğünüz şeyse bir ateştir. Binaenaleyh, sizden her kim Deccal’ın çıkması zamanına erişir de suyu içmek isterse, bir ateş olarak gördüğü şeyden içsin. Çünkü, kendisi o ateşi bir su bulacaktır."

( Hadis-i Şerif, Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Muslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melahim 14, (4315))

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Deccal, dinin değersiz görüldüğü, ilimden yüz çevrildiği bir devirde gelir. Onun dünyada dolaşacağı dört gecesi / günü vardır. Onlardan bir gün bir sene, bir gün bir ay, bir gün bir Cuma / hafta kadardır. Diğer günleri sizin şimdiki günleriniz gibidir. Onun bineceği bir eşeği / biniti vardır ki, iki kulağının arası kırk arşındır. İnsanlara “Ben sizin rabbinizim.” der. Halbuki o a'var / şaşıdır, Rabbiniz ise şaşı değildir. Onun iki gözü arasında / alnında -heceli olarak- “K F R” yazılıdır. Okuma yazması olan olmayan; her mümin onu okur…”

( Hadis-i Şerif , Ahmed b. Hanbel, 3/367)

Yakmayan ateş keşf olunca

Herşey zıttıyla Kaim ve vaki ve vukufiyet bulmakta, Aynen acı ve tatlı, Gece ve gündüz, siyah ve beyaz, iyi ve kötü gibi, kötü iyiyi bilmemiz için lazım, kötü olmasaydı, iyi dediğimiz şeyin, iyi olduğunu nereden bilecektik, kötü var ki, iyi'nin iyi olduğunu bile biliyoruz. yine Beyaz'ın beyaz olduğunu, siyah sayesinde Bildik ve öğrendik, siyah olmasaydı, beyazı nereden bilecektik. kötüler olmasaydı, iyiler ve Müminler nereden belli olacaktı, öyle olduğu gibi, işte ateşte zıttı ile Kaim, yani Ateş Yakıcı, suda söndürücü ve serin. Allah Kur'an'da hikaye eder ki, İbrahim Aleyhisselam'ın başından geçen olayı, yukardaki ayette gectigi gibi, yakıcı ateşe, İbrahim'e serin ol, yakma onu dedik, buyuruyor Rabbimiz. Halbuki, Ateş yakıcı, nasıl olur da, yakan bir ateş, normal bir insanı Yakmaz? Sebep ne ola ki, bunun fiziki bir boyutu olmalı. Peki nedir bu fiziki boyutu deyince:

Allah dünyamızda, bazılarına, kırmızıyı yeşil gösterip, bazılarımızada yeşili kırmızı gösteriyor, hangisine doğru diyebiliriz, öyle gören adama diyoruz ki biz, kırmızıyi yeşil Gören adama Renk körü diyoruz. ya hak katında o doğru görüyor da, biz yanlış görüyorsak! bizim kırmızı gördüğümüz, kırmızı değil de, yeşilse! bu da bir versiyon değil mi, olasılıklar İçinden, bir olasılık, mümkün mü? mümkün. tersi de iddia edilebilir, düzüde. Yani hepimizin yaratılmasında bazı yazılımlar var. Aynen Bir bilgisayardaki programların arka planında, enerjinin akış yollarının nasıl olduğunu gösteren bir yazılım. Neyin nasıl taşındığını, neyin nasil elde edilebileceğini, ne zaman ışık, ne zaman ses vereceğini belirten bir yazılım, arka yazılım olduğu gibi, işte insanlara da Allahu Teala kader ve yazılım vermiş ki, onun yazılımında, Eğer ona, kırmızıya yeşil olaraktan tanımlama getirdiyse Allahu Teala, o insan için yeşil odur, onun yeşili odur, ve yine kırmızısı da kırmızıdır. Öyle olunca, aynı minval üzere, bazı adamlara da Allahu Teala, Ateş serindir, Yakmaz kuralı koyduysa, onlar için ateş, yakmayan, serin olan bir şeydir. yani hepsi beyinde bitiyor, beyindeki yazılım. Beyin frekanslari tanıyor, ve frekanslarda, mesela sen, gözün kapalıyken, sıcak diye tanımlanan bir şey ile eline dokunulunca, sıcak olduğunu ses yoluyla iletirlerse, ve sen bunu gözün kapalı olaraktan, onu görüyor gibi ve, yani Alevli ya da kızgın bir demiri tutuyor gibi hissedersin, Halbuki o Demir normal yemek kaşığı ya da çatal olsa, soğuk Bir çatal kaşık olsa bile, senin elinde yanma emareleri gözüktüğü, bilim adamlarınca tespit edilmiş, beynin öyle Algıladığı için, sen yanma hissi duyuyorsun, halbuki elinde yanıcı bir şey yok, sıcak bir şey yok iken bile, beynin onu yakıcı algılayıp, elini yanmış hissiyle, yakmış duruma getiriyor. ve bu Matrix filminde,

Kendi sayfamda yüklü olan burada youtube deki silinirse eger

imageman.eu/2019/Q1/Video/Matr…ma-Egitimi%20_%20Klip.mp4



yine Morpheus neoya Binadan binaya atlama öğretirken diyorlar ki, ilk denemede kimse başaramadı, belki Neo Başarır diyorlar, ama neo bakiyor şimdi Morpheusa, ve atlamayı yapıyor, fakat yere düşüyor, yere düşünce agzı dişleri kanıyor, ve onu matrixten çıkarıyorlar, elini ağzına götürüyor ki, ağzı kanamış, bu nasil olur diyor, benim O hayal aleminde yaptığım burada bana gercektedemi etki ediyor, orada (Matrixte) öldü mü Burada da(Gercektedemi) ölüyor insan diyor, Evet öyle diyor, beynin öyle algılıyor diyor Morpheus ona. yani bu Matrix de işlenmiş bir konu, ve tasavvufun dibine Vurmuş Bir Film zaten dedik ya. Yani yakmayan Ateş, yakmayan Ateş Bir yazılım sadece, bir yazılım, beyin yazılımı, Yani Yakan ateşi senin gözün görmezse, beynin algılamazsa, onu Su diye de algılarsin. Hani bu Deccalın tarifi yapılırken,

"Deccal’ın beraberinde bir su ve bir ateş bulunacaktır. Fakat, onun ateşi soğuk bir sudur, suyu ise yakıcı bir ateştir."


deniyor ki elinde Ateş tutacak, birinde su tutacak, su sandığınız ateş, ateş sandığınız ise su olacak, yani Deccal Bunu daha keşfedecek, yani suyu bize ateş diye yutturacak, ateşi de bize su diye yutturacak, Hepsi Bir kod, diyecek ki : bak tanrınız sizi kandırmış, Allah bizi yıllardır kandırmış, Ateş dediği Ateş değilmiş, Hepsi 1 frekans, ve boyutmuş, şu dediğimizde su değilmiş, suda bir frekans ve boyutmuş, o zaman gelin şimdi benim cennetime girin, cünkü cehennem bile sadece bir frekans, su diyerekten bir elinde su tutacak, su değil Ateş, ve diğer elinde de ateşi tutacak, su şeklinde girin bakalım sizi yakıyor mu ateş bakın diyecek, ve peygamberimiz dedi ki orada Müminler Uyanık olun, onun Ateş dediği yere girin yahut tutup alın, Ateş dediğinin içinde su, su dediğinin de içinde Ateş var kabul edin dedi.


Yani Deccal aleyhillane, Allah'ın sırlarından bir Sırrı daha çözdüğünde, matrixs'te bu işte, her şey sadece beynin algısı, ve bunu da Kanada'daki Ahmet Hulusi her şey beynimizdeki frekansı diyor, yani Kainat diye bir şey bile yok diyor, karşımızdaki şeyler bile yok diyor, her şey sadece frekans diyor, ve bunun daha ileri derecesi işte, Allah'ın koyduğu bir yasayı bulup, onuda Allah'a karşı gelmek için kullanan deccalın da, bunu kullanarak, yani su su değil, ateş ateş değil, ve Madonna Türkiye'ye geldi ve Türkiye'de konser verdi, bildikleriniz bildiğiniz gibi değil dedi, yahutta bildiğiniz gibi olmayacak dedi, Ve bunun sinyali taa O zamandan, 2 sene mi oldu verdi zaten, Ve o zamandan Deccal, bunu keşfetmiş idi zaten. yani şu anda Su diye bize Belki de Ateş sunuyor, zaten Ateş diye de su sunuyor. Cennet diye Cehennemi, Cehennem diye de cenneti Belki de sunmakta zaten. Çünkü dedik biz Cennet bu dünyadadiye., oda amrikanca cenent isimli Kaliforniya'nın Paradise kasabasına gitti , Paradise(Cennet) isimli Köyü şehri, Yaktı yıktı cehenneme çevirdi, gayesi Biz ile savaşmak, bize karşı gelmek, bizim sözümüz le savaşmak, iddialaşmak.

O zaman bu hafta ki vaazımızın ismi olan, "yakmayan Ateş keşfi olduğunda" kıyamete bir adım Daha yaklaştık demektir.

Evet keşf oldu mu? Oldu, Oldu, Keşf oldu. Yani insanlar, ateşinde bir dalga ve frekans, suyunda bir dalga, cennetinde bir dalga, cehenneminde bir dalga olduğunun farkına vardılar, ve Matrix içinde yaşadığımızın farkına vardılar, buranın bir Matrix olduğunun farkına vardılar. yeni frekanslar Dünyası, dalgalar Dünyası. Diyorlar işte, her şey titreşim, her şey titreşimden ibaret, dedik zaten, işte Demir'in sertliği, içindeki atomların titreşiminin yüksek olmasından dolayı, biz onun sert biliyoruz, Ve bir de atomlarinin sık sık durmalarından dolayı, biz onları Demir ve sert, Eğilmez bükülmez diye biliyoruz. ve oksijen ve hidrojen, havadan seyrek durduklarından ve titreşimleri de daha yavaş olduğundan, geçirgen ve saydam şekilde biliyoruz, işte her şey titreşim halinde yani frekans ve dalga boyu halinde, Kainat titreşim halinde, biz bunu keşfeden canlılar oldogumuzdan da, Deccal da İşte insanları bu şekilde uyandırıraktan, yani Allah bizi kandırmış diye, yani Allah bizi yıllardır kandırmış, ateş ateş değil, suda su değil diyor, yani Bunu da keşfettim ben diyor.

Halbuki Allah bizden bunu sakladım demedi ki, saklamış olsa, sen bulamazdın ki, keşfedemezdin ki, zamanı geldi ki, keşfettin bunu, sadece sadece onun zamanı geldi, şu anda o da lazım, ona da ihtiyaç var bu dünyada da, onun için keşfettin.

Yine yıllardır yanlış bilinen bir gerçegide yine Biz söyleyelim, anlatılır ki dünya kayalardan ibaret idi, Rüzgarları sular Bilmem doğal etkenler onu yaladı yuttu, parçaladı da, dağlar taşlar toprağa döndü, ve Topraklar öyle oluştu, önce toprak değildi deniyor. ve bunun tersi zıttı da var, yani tersi zıttı, her şey zıttıyla Kaim dedik ya, mesela vişne dalından akan, ya da çam ağacından akan bir reçine, yere düştükten sonra, toprağa karışınca, aradan bir 10 sene ya da 100 sene geçince, taş halini alıyor, ve kehribar taşı deniyor, Halbuki bir sıvı idi reçine, siviydi sonra kabuk bağladı içini korudu, sonra toprağa düştü, Sonra toprağın içinde yıllarca beklemek sonucunda, o taş halini aldı, peki hani taşlar toprağa dönüyordu, Bu nasıl oldu da, sıvı bir şey taşa döndü, bunada bir Siz Tefekkür edin Bakalım, hepsi frekans mı sadece, sadece titreşim mi, bu titreşim nasıl oldu da, sertleşti, öbür titreşimde Kaya iken, nasıl Yumuşak başlı Toprak oldu.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Recep Allah’ın, Şa’ban benim, Ramazan ise ümmetimin ayıdır.”

( Hadis-i Şerif , İbn Hacer el-Askalânî, Tebyînu’l-Aceb bi mâ Verade fî Fadli Receb, Tahkîk: Ebû Esmâ İbrahim b. İsmail Âli Asr, Tarih ve yer yok, s. 20, hadis no: 7.)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Recep Allah’ın, Şa’ban benim, Ramazan ise ümmetimin ayıdır. Her kim Recep ayında iki gün oruç tutarsa ona iki kat ecir vardır. Bu katlardan her biri dünyadaki dağlar kadardır.”

( Hadis-i Şerif , Muhammed b. Ali eş-Şevkânî, el-Fevâidu’l-Mecmûa fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdûa, Thk: Abdurrahman b. Yahya el-Muallimî el-Yemânî, 2. Bs, el-Mektebü’l-İslâmî, Beyrut, 1392 h., s. 100. Bu hadis için ayrıca bkz: Aclûnî, a.g.e., c: 1, s. 423-424, hadis no: 1358.)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Receb ayının onüçüncü gününün orucu 3 bin sene, ondördüncü gününün orucu 10 bin, onbeşinci gününün orucu 13 bin seneye denktir.

( Hadis-i Şerif )


Ve Recep ayındayız, Recep ayı, 1 e 700 veren buğday gibi, Recep ayı da Bire bin veren ay, Yani geçen anlatmıştık Raşidi Tarikatında Sabahları, sabah namazının farzını Yasin ile devir daim ettirdikten kılma usulünü anlatmıştık, ve bunun Ramazan boyutunda 83 seneye tevafuk ettiğini, Ve Recep ayının ise, işte Bire bin veren bir sistemi var diye tarif ediyor Peygamber Efendimiz, biri bine katlayan bir yapısı var, nasıl olur deyince, Geçenki haftaki vaaz da anlattığımız, bu 1. sınıf dersi, size üniversite dersi verirsem zor gelir demiştim, ve Neburu nun devirdaimi büyük mü küçük mü diye size sormuştum da, Kafanız karışmasın diye anlatmamıştım, şimdi İkinci ders de bunu anlatalım. bisikletin ön dişlisi küçük dişli olursa, küçük dişli bir tur attığında büyük dişli bir tur atmaz dersek doğru mudur, küçük dişliden 1 dişli atınca büyük dişli den kaç diş birden atıyor, Çünkü bisikletteki vites sistemi Eğer böyle olmasaydı, olmazdı, ve bisiklet ile dik bir yolu kolay çıkmak diye bir şey olmazdı, çünkü ön Dişli'nin küçük veya büyük olması, arka Dişli'nin Kac tur atacağını gösteriyor, şimdi ama ön dişli iki boyutta, bir küçük, bir büyük, ve 2 vitesli, Yani 12 ,12 = 24 vitesli kabul ediliyor, 1 boyutunda, arkada küçük bir dişli var, o küçük Dişli'nin turu, büyük bir tekeri döndürüyor, Onun bir turu tekeri arka tekeri 1 tur attırıyor, ve büyük dişli öndeki padeldeki büyük dişli, bir tur attığında, arkadaki küçük dişli, 3 tur atıyor mesela, ve böylece o küçük dişli 3 tur atınca, da küçük dişli nin bağlı olduğu teker, bu sefer 3 tur atmış oluyor, ve senin ayagın yarım pedal bastığında, arka teker 3 defa devir etmiş oluyor, Böylece sana zor bir yolu kolay Kat etmek kaliyor, ve arabalardaki ve diğer taşıtlardaki vites sistemi bu şekilde, büyük ve küçük çark sistemi ile kolaylık meydana getirilmekte, Öyle olunca büyük bir çark, küçük çarkı 30 tur attırıyor ki, Recep içi Bire bin veren, yani Recep bir tur attığında, bizim amelimiz 1000 katı olacak, bir amelimiz 1000 katı, 1000 tur atmış olacak, 10 sevab ise 10000 sevap alacağız, Recep bir tur attığında dünya 1000 tur atmış oluyormuş, dünya küçük çark, Recep büyük çark, ve diyor ki Peygamberimiz Şaban bire 100 verir diyor, benim ayım diyor, o zaman Peygamberimizin ayı da dünyanın 100 katı büyük, güneş ve Ramazan için yani Halley Yıldız içinde diyor ki Halley Yıldızı diyorum ben ona ve dünyanın 10 katı, çünkü Ramazan'da yapılan bir amel, başka aylarda yapılan 10 amele denk, 10 sevap fazla, 10 katı fazla, yani onun turu halleyin bir turu, dünyamızın 10 Turuna Bedel bir şey, yani dünyamizin bir turu 365 gün ve halley 365 in 10 katı ettiği zaman, 3650 gün eder, bizim 3650 günümüz, Halley bir gününe eşmiş, vesselam bu mesele de bu şekildedir, ve Öyle olunca Neburu bir tur attı mıydı, Dünyamız kac tur atar? dedik Haftada 6 gün Yasin, 7. gün tatil Triomat . ikincisinde Neburnunun ki 6 gün Yasin 7 gün tekrar baştan başlıyor, Haftada bir gün önce geliyor, Ramazan senede 10 gün önceydi, senede 365 de 10, neburnun ki 1/7 Recep mi Büyük Şaban mı büyük, yoksa Ramazan mı büyük, Hani dedik, Recep Birebin Recep'in bir turu dünyamızın bin Turna bedel, o kadar büyük, Peki o zaman neburu Haftada bir gün erken gelirse, 1 senede 52 gün erken geliyor, Ramazan ise senede 10 gün erken geliyor sadece, Öyle olunca halleyden kaç kat büyük olmuş oluyor 52 olduğuna göre 5,2 kat daha büyük, Neburu gezegeni halleyden 5,2 kat daha büyük, Ramazan gezegeni Halley ise dünyamızdan 10 kat büyüktü, O zaman ne Burunun bir turu, Ramazan'ın 83 seneyi 5,2 ile çarptığımız zaman, eden Değer neburnun bir turu, 1 senesi demek oluyor, yani büyük çok büyük çark daha büyük çark, halleyden, Ramazan'dan da büyük, Recep ne oluyor, Recep kaçdır, Bire bin idi, Bire bin Recep daha büyük, Allah'ın ayı diyor ya ona peygamberimiz Recep ayı için, mesele budur, Mesele bu şekilde açıga kavuşmuş olur inşallah, yani yer ile gök birleşik kardeşim, gökten yer, yerden de gökyüzü İdare ediliyor.

Vaazımızı geçen haftaki vaaza bağlıyoruz ki, dikiş sağlam olsun da, kopmasın vaazlar birbirinden diye. Geçen demiştik ki, matrix'teki küvez vaktine doğru gidiyoruz, Yani herkes evinde yiyip evinde içecek, yani İnternetten ısmarlama meselesini anlatmıştık, her şey eve kadar geliyor demiştik, ve buradan internette öyle bir sistem var ki, aldığın zaman internetten, karar orada vereceksin, alırken karar vereceksin, Kapıya geldiğinde, Vay ben iki tane alacaktım, Bunu çok beğendim, 2 tane daha ver oradan yok, alırken iki tane aldıysan, kapına iki tane geliyor, alırken bir tane aldıysan, bana bir tane daha ve oradan, güzelimiş yok. Karpuzu beğendim, Bir kilo daha ver yok, yani ondan daha sonra bir tane daha ısmarlayacaksin, bir daha kapıya gelesiye kadar bekleyeceksin, Ondan sonra elde ediyorsun. yani bu da neyi temsil ediyor, rızka göre insan mı var? insana göre rızık mı var? Allah insanın sayısına göre mi rızık yaratıyor? yoksa rızkın miktarına göre mi insan yaratıyor? Kuranı Kerim'de ayeti kerime var herkesin rızkını o kefildir ayeti

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vemâ min dâbbetin fî-l-ardi illâ ‘ala(A)llâhi rizkuhâ veya’lemu mustekarrahâ vemustevde’ahâ(c) kullun fî kitâbin mubîn.

Meali :

Yeryüzünde hiçbir mahluk yoktur ki rızkını vermek, Allah'a ait olmasın bu yalnızca Allah'ın üzerine düşen bir sorumluluktur. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) dır.

Sadakallahul Aziym Hûd Suresi 6. Ayet

Ve bunu el alıp, çalışmamaya miskinliği ahlak edinen, meslek edinen insanlara Sofi diyorlar, bunlara Derviş diyorlar, miskin miskin dervişlik yapıyor, miskin Derviş Yunus diyor ya çalışmamaya, Çünkü rızkımıza Allah kefil. Halbuki Allah öyle kefil değil, Allah yeryüzünde o sene ne kadar insan varsa ona yetecek kadar rızkı zaten yaratıyor, ama dağılım farklı, diyoruz ya, Ahmedi Mehmet amca ile besleyip giydiriyor, kuşatıyor. Mehmeti Fatma teyze ile, Kim kimin elinden doğacak, kimin rızkından nasiplenecek, onu Allah biliyor işte, bize düşen de rızkımızın peşine düşüp aramak, yoksa oturmak ile değil, ama dedi işte, cennette onlar elini uzatınca her şeyi alırlar, işte küvezdeki Matrix, matrixteki insanlar, ve yaşıyormuş gibi zannedip,serum gibi gıdaları ile beslenen, büyüyen,, gelişen ve sonra da yaşlanıp ölen insanlar her şey frekans, herkese bir senaryo yazılıyor, kader diye bir şey bu da, ve kaderine göre ona rızık, giyecek, yiyecek, araba, at, ev veriliyor, Öyle olunca işte, Önceden sana Ne verildiyse, alacağın odur, Sonradan ben dünyada iki gün daha kalacaktım, ömrüm uzayacak meselesi yok, çünkü sana Taksim olmuş bir miktar var, Çünkü bu sene 10 kilo biber yarattiysa Allah, ve 9 tane de insan var dünyada diyelim, 10 kilo biber, 9 insana Taksim edilecek miktarda olması lazım, ve eğer bu bir fazlasını, birisi Ben alan, diğerleri birer kilo alsın derse, haksızlık olur ama, hem de haksızlık olmaz, Belki o adamin 2 kilo bibere ihtiyacı var, çocuk ile büyük insanın yediği yemekler aynı mı, Mesela çocuklar 50 gramınan doyuyorsa, büyük bir litre ile doyuyor, süt içtiği zaman, yanı o gibi İşte, bu da Allahu Teala'nın yarattığı rızık ile, insan miktarı ona göre, ayarla ki insanlar bunu bozma salar zaten dengeli şekilde gidecek Çünkü ölenle Doğan da aynı şekilde dünyadan ihraç olan ve dünyaya gelen bunu düzende tutmakta idi Zaten, sen bunu bozmadigin zaman düezende zaten, insanın GDO sonu genini oynadiklklarından, insanlar uzun ömürlü Oldu mu, bu sefer rızık dengede değil, rızık yetiştireceğiz diye bu sefer de gıdayı bozdular, Bu sefer her şey bozuldu, ve sonunda işte, her şeyin frekans olduğu anlaşıldı, Ve sonunda da işte Deccal, Allah bizi yıllardır kandırıyormuş ekmek bile ekmek değilmiş, buğdayda buğday değilmiş dedi meselesine geliyoruz. ve burada da artık insanların küvezde beslenmesi, yani işteMatrix insan tarlaları, yani Allahü Teala'nın yarattığı Cennet, anne karnı gibi, Allahu alem, Adem atamız da Havva anamız da, böyle bir cennetten, yani böyle bir vakitten geçmişe atılmış durumdalar, geçen bunu anlatmıştık. Öyle olunca, işte yani her şey frekans olunca, İstersen bunu yorul didin çalış kazan, ister o matrixteki tarladaki gibi, istersen rüya aleminde gibi yaşa, ve temiz tertemiz bir halde, hiç yorulmadan yaşıyormuş gibi bir halde seyri sülük et, ikisi de aynı şey, belki o rüyanda da zaten çalışıyor vaziyette hissedeceksin kendin. kader sana öyle yazıldıysa, sen o Matrix içinde zaten çalışıyor olacaksın, ama işte buradaki cennet tariflerindeki her şeyi ellerini uzattı mı alırlar, suratları istediği şekle girer, istediği kadınlar, bu hurileri olur vardır, binlerce hurisi, binlerce evi vardır, şatoları vardır, Bilmem işte şadırvanları vardır gibi tarifler, Öyle olunca, işte her şey bir frekans. cennette bu yakmayan ateşin keşfi olmasından sonra icat edilecek bir yer, cennette icat olacak değil mi, Cennet şimdi vardı dönüyor, her zaman vardı zaten deniyor da, ama o cennetteki Cennet, o Cennet vaktinin cenneti daha keşf olacak yer, o küvez vakti Keşf olacak ye, ama nasıl geşfolacak, Her şeyin frekansı olduğu kesin olduğu zaman, ne oldu yakmayan ateş, dondurmayan su keşif olunca, iyimidir? artık Adem orada halk edilecek, insanoğlunun halk olduğu yer, yani ne oldu, hani Mustafa İslamoğlu anlatıyor ya, Allah insanı yarattı ve sonra en güzel şekilde yarattı, Sonra onun başlangıç noktasına koydu, Hadi bakalım bu hedefe var dedi diye, orası işte en uzak nokta, yani Cennet, her şeyin kolay olduğu anlar, insan tarlasındaki insanların, bedenleri normalinde, eskidi mi onlar da ölüyorlar, Ve tekrar karışım ünitesine, geri yollanıyorlar, oradan tekrar karıştırılip, tekrar İnsan oluyorlar. bir daha dünyaya geliyorlar. diyor hani o matrixdeki kötü olan var ya, beni diyor tekrar geri alacaklar matrixe, başka bir bedene beynimi transfer edecekler diyor. yani bilincler kaybolmuyor, tekrar bedenlere takılıyor. Yenidoğan bedenlere O bilincler tekrar takılıyor demek, yani de reenkarne, reenkarnasyon yapılıyor, yani bunlar da geleceğin dünyasını oluşturacak işte, yani neydi başlangıcımız, 2 tane takım elbise istiyorsan, baştan 2 tane takım elbise ısmarlayacaksın, ve Peygamberimiz de dedi :

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Dünya âhiretin tarlasıdır."

( Hadis-i Şerif , Aclûnî¸ Keşfu'l-Hafa¸ Beyrut¸ 1351¸ I¸ 412.)

Bu Dünya ahiretin tarlasıdır, bir sürü şeyler açıklamış, cennette işte huriler için şunu demiş ki, mesela Allah'ın mescidinden alınan bir süprüntü veya cöp ve pislik cennetteki hurilerine takı olaraktan takılır, mücevher olaraktan, takı halinde sana gösterilir. burada yaptığın bir iyilik, dedik başta Recep Bire bin idi, burada yaptığı en güzel bir amel, bir iyilik, Bir Haslet, güzel bir haslet, sana ahirette, gelecekte, Nimet olaraktan dönecek, la ilahe illallah dedin, işte bilmem ne oldu, bilmem Sübhanallah dedin, şöyle oldu, işte bunlar, yani baştan iki takım elbiseyi sipariş etmek gibi, buradayken Eğer, şu anda bu amelleri işleyip de, ne istiyorsan onları Kazanırsan, ahiret tarlasında gelecekte, onlar sana ödül olaraktan verilecek, Zaten herkes her şey frekans diyoruz ya, şimdi frekansta her şey matematik işlemleri, Yani bir artı bir eşittir 2. 1 eksi 1 eşittir 0. Senin burda eksilerin, artılarınla başbaşa gidiyorsa, ahirette alacağın 0 işte, Eğer burada artıların üstün gidiyorsa, iyiliklerin üstünse , 1 artı 1, 1 artı 15, artı 27, derken 1 Artı 40 derken etti bilmem 160 ve ahirette alacak işte 160 sevabin karşiligini ödül olaraktan.

yani takım elbiseyi önceden sipariş vereceksin kardeşim, bir tane istiyorsun Bir tane, 2 tane istiyorsun 2 tane, Orada yat kat istiyorsan, buradan siparişi vereceksin, oradan alacaksın, Emeksiz yemek yok, cennette bedava değil.

Ve Allah yolunda malını feda edenler, Allah yoluna arabasını bağışlayanlar, Allah yoluna evini bağışlayanlar, Allah yoluna tarlasını bağışlayanlar, Allah yoluna bir gününü hizmet olaraktan bağışlayanlar, Allah yoluna yemeğinden vazgeçen, oruç tutanlar gibi fedailer var, Allah Fedaileri. ve bunların içinde bir de o Ubade gibi, yani Ubade neydi, Ubeydullah, Allah'ın iki kolu diye Ün kazanan, Peygamberimiz Uhudda zor durumda kaldığında, ona gelen Oklara elleriyle engel olan, ve ellerine ok yiyen ashab-ı Kiram, bir eline ok yemiş, o elini indirmiş, bir ok daha geliyor, öbür elini kaldırmış, ona gitmesin onu incitmesin diye, iki eli de ok yemiş, ve İki Eli İki Kolu yaralanmış, iki elini Allah yoluna feda etmiş, iki eli şehit olmuş o yolda, Ve Allah o yüzden ona Allah'ın iki eli İsmini vermiş, Allah'tan gelen bir unvan, yani kimi korudu? Allah'ın peygamberini korudu. ve şu anda da fedailer var ki, Allah'ın Mehdi sine yardım etmek isteyen, ve yoluna feda olurum, Yoluna ölürüm, yolunda ölürüm diyenler var, Ve bazen yolumda bazı hayvanlara rastliyorum ki, geçen kirpi çarptım, geçen birisinde geyik çıktı, zor kurtardım, yani tamam Güzel kardeşlerim, Tamam anlıyorum, feda olmayin değil, Evet allah onlar ile bir belmi savdi belki, o makama ermek şereftir, Çünkü şöyle anlatayım, aynı Recep gibi Bire bin gibi, yani Bire bin gibi, piyonlar Vezir gibi degil, piyonlardan birisi gitse oyun mat olmaz amma Vezir gibi fil ve at gibi biri gidersen piyononların hepsinin hükmü kalmaz, zaten piyonlar hareket edemiyor, yada fazla bir şey yapamıyor, yani vatanı koruyamaz oyunu koruyamz davayi koruyamaz vezir ve fil gibi at gibi, onlar hızlı hareket ettiklerinden, onlar orduyu ve Devleti vatanı ve oyunu koruyanlar gibidir, ama piyonlar, bir adım bir adım ilerledigi için, onlar elbet değersiz değillerdir Tamam, değersiz değildir ama, yeri geldimi onlarda fil kadar, At kadar değerli olurlar, ama hareket Kuvvetleri az olduğu için, bazen vezrin yerine yada atin filin yerine bir piyon feda edilir, onlar küçük gibi atfediliyor amma, yaptigi amel ve kurtardigi büyük olunca, bire bin sevap kazandiran amel İşte, burada Mehdi ile diğer insanlar arasında kıyas yapıldığında, da Mehdi'nin kazaya belaya ugramsi, veya yeryüzünden gitmesi, kıyamete sebep olduğu için, onun uğrunda ölmek, O nun bir gün daha kalması, herkesin hayrina olan bir şey, ona gelecek bir belanin başka bir piyonuna gelmesi, işte Mehdi'nin dünyada biraz daha fazla kalması demek, yani ne olmuş oluyor o zaman, yani onun uğurunda feda olmak Fedai olmak şereftir, Tamam ama, şu anda geyik cibiliyetinde dolanlar, Benim yoluma feda olan dedimi, Yolumuz da bir tane geyik çarptık mı, Biz bize zarar, Şimdi benim malımı, mülküme de zarar geldi, banada zarar gelecek, yani sen o yolda giderken bir de bana Zarar vermiş olacaksın, sözlerinize dikkat edin. yaptığınız amelinize dikkat edin, zarar vermeden yani ucuz kurtararaktan gitmek lazım, Burada şimdi kurbağaların çiftleşme Mevsimi gittigim geldigim yolun üzerinde Göller var, kurbağaların çıktıkları yerde ezmeyen, ona kurban olayim dersin allah senin muradin yerine gelsin deyince, bir kurbagi prensin caninini aliriz, yolda cigner ezeriz yani, daha şimdi şu anda demeyin, Yani şu anda yoluna feda olan deyip çıkıp gelme yanıma yoluma, yahut Ben onu hallederim bu Mehdi degil, Deccal bilmem ne demeye de kalkmayın, yolumda Ezilenler olmayin, ben bunu öldüreceğim diye gelirsin de, yolunda ezilirsin, onun yoluna yolunda ezilirsin, ve yine bir tane Playboy Erkek Güzeli koşturuyor azcık az gel seyrek Gel kardeşim, sana kim verdi bu kadar izini, çarpılacaksın, ondan sonra bana da zarar, Sana da, sana, yani paran var diyerekten her sene hacca mı gidilir, her sene umreye mi gidilir, Varsa paran var, Tamam biliyoruz, peygamberimizde dedi, Akar Nehir'in yanında bile suyu tasarruflu kullanın dedi, Senin para var diye 50 kere Hacca gitmeye gerek yok, 50 kere Umre yapmaya gerek yok, bize ziyarette de aynı Hac ve Umre de, tamam kalbinde devam sevmeye şayet dost isen yok düşman isen yazik olur sana, carparim bir gün ölüverirsin. Bir bizim için olanlar var, bir de biz var, Biz, ben ve etrafım, biziz, ailem etrafım, arkadaşlarım, Ama sen benden uzak bir yerdesin, bizim için olanlar olduğun halde, Biz durumuna girmek için uğraşma, bizim için olanlar bizim içindir, ve bu yolda da canını feda etme, Kim ise o playboy biraz seyrekleştirir bu geliş gidişlerini, yoksa ezileceksin yakında, ve terk edeceksin bu dünyayi bir daha dönmeyesiye.


Yine Geçenki vaaaza bağlayacağımız meselelerden birisi de, hani biz Türklerin atasini emziren yada besleyen kurt kafalı çakal kafalı Tanrı Anibus demiştik. ve Tanrı RA ise Şahin kafalı, ya da horoz kafalı, RA nin simgesi horosun gözü olaraktan Simge edilir, ve bilinir ki yıllardır Türkler altaylardan geldikten sonra, işte Mavi Boncuk takarlar, mavi göz yaparlar, göz mavi göz, Peki çakal tanrının gözleri neydi, mavi gözlüdür, çakal Tanrı yani, çakal demek işte mavi gözlü demek zaten, horozun gözü, ve neye inanıyorlar, mavi gözün onları koruduğuna, göz kim, horosun gözü, horoz kim, Tanrı ra, ra nin gözü, yani Tanrı enok, eno enonun gözü, ve illuminatideki göz simgesi de aynı şey zaten, ama onlar bunu bilmiyorlar, herşeyi gören göz, Çünkü Şahin ya da Şahin kafalı, yani her şeyi gören göz, ra nın gözü, ve nazar boncuğu da o yüzden mavi göz, çakal kafalı tanrının gözü, çakal kafalı Tanrı ra nın gözü neymiş çakalgöz, kim Gözetliyormuş Türkleri, Kim koruyormuş mavi gözlü çakal kafalı Tanrı, Ra nın gözü, horosun gözü, ya da Şahin'in gözü, ya da çakal kafalı Kurt'un gözü ne olmuş oluyor, Şimdi bu bilgi ile de gözü mavi olduğu ortaya çıkıyor, ra nın gözü mavi, o genleri oynadıklarında yaptıkları enok ların yaptığı yarattığı, çakal kafalı, mavi gözlü, Şahin kafalı, mavi gözlü, ve Türklerde Nazar boncuğunu mavi göz olaraktan yaparlar, çakal işte adı üstünde, çakal gözlü, çakal, yani kurt gözü, ve Şahin gözü, nazar boncuğu meselesi de budur taaa Tanrı Anibusa dayanir yine.


Cennet tasvirleri mizden bu haftakine gelince, ve Burası cennet diyoruz, Cennet diyoruz, kimseyi inandıramadık daha, Ama, mesela Kaya Çilingiroğlu oğlu ile Hülya evlendi, ve çocukları Zehra doğdu, Zehra doğar doğmaz mirasa kondu, anasının babasının Zenginliğinin üstüne cuk diye oturdu, doğar doğmaz Zengin. bu Zehra ne yaptı da kazandı bu zenginliği. annesinin karnında çok mu tesbih çekti. yahut Hülya Avşar namaz, niyaz,oruç, Hac, zekat, farz, sünnet böyle yedi işte bitirdi dini de onadan ödül mü oldu. yada Kaya Çilingiroğlu cami yaptırdı, han hamamlar yaptırıp, insanların hizmetine mi verdi, onun yaptığı amelin sebebiyle mi Zehra böyle zenginlige kondu. işte senin benim adaletime sıgıyormu bu şimdi, bu doğar doğmaz zengin, ben ise taş ocağında, tozun kirin pasın içinde çalışmak durumunda kalıyorum, hangi Adalet bu? benim adaletime bile sığmazken, bu Allah'ın Adaletine mi uymuş. Halbuki işte Zehra eski hayatındaki amellerinin karşılığı olan cennete ermiş diye iman edersek, o zaman taşlar yerine oturur, hak yerini bulur, yoksa Zehra'nın ameli ne, Hülya'nın ameli Ne de, bunlar bu zenginliğe Erdi diyeceğiz. Anlatmıştım ve 1 e 700 veren ameller bahsinde anlatmıştım, ve Hülya gibiler eski hayatlarındaki yaptıkları amellerine karşılık olaraktan bu dünyada böyle cennetlere erdiler dedik, ve bazıları da işte böyle anadan doğar doğmaz erdiler, Hadi Hülya yine belli bir yaştan sonra çalıştı kazandı diyeceğiz, yine Şarkıcılık da olsa, sanatçılık da olsa bir emek işi, Ama Zehra gibiler doğar doğmaz erdiler buna, yorulmadı üzülmedi kırılmadı Erdi o dereceye, işte bunlar eski hayatındakilerin karşılığı ise, böyle Tefekkür edip düşünürsek, ancak o zaman benim adaletime sigiyor, Allah'ın adaletini de o zaman sıgmış olur, Yoksa Allah benden daha adaletli olduğuna göre, Seninle benim aramdaki fark nereden, O zaman bu dereceyi nereden kazandı, hangi ameli ile, göster bana, bunların hangi ameli peygamberin anlattı hangi hale uygun bir amel, hangisi benimkinden daha fazla bir amelde, ben taş ocağında tozları içinde çalıştım, onlar Bey gibi yiyip içiyorlar, İşte fark, eski hayatının karşılığı, eski hayatıda yaptıgi amellerin karşılığını alıyor diye düşündüğüm zaman, ancak benim içime Adaletime sıgan bir durum olmuş oluyor, Yoksa ne benim adaletimi ne de senin, ne de gavurun bile Adaletine sığmaz ki, Allah'ın adaleti ne nasıl Sığsın.

Bir alimin son izlediğim açık oturumundaki programında diyor ki o alim bize, bizi programlarini seyrediyor diyerekten, buradan bilgi araklıya bilirsin diyor.

Angut larla işim olmaz benim amma,

Düne kadar Müslümanlığı bize getiren Ahmet Yesevi Derneği nin usulü neydi, kalfalık çıraklık. Bir iş öğrenildiği zaman, Ustalardan öğrenilir, O da çıraklıkla başlar, kalfalık, en sonunda ustalık verilirdi. çıraklık ne demektir? ustasından bilgi araklamak demek değil miydi? o ilmin bilgilerini ustasından Araklıyaraktan, O işte mahir olmaya, çıraklık ustalık kalfalık demedik mi bizler. ve bu yolu Biz usul ve edep olaraktan, en güzel yol olaraktan bilmedik mi? şimdi sana ne oluyor da, oradan iki kelime konuştum diyerekten, bana bilgi Hırsızı muamelesi yapıyorsun? Ben her açık oturum programını seyrederim, yahut dinlerim, her yerden bilgi arar bulurum. Ben almasını biliyorsam alırım zaten, almasını bilmeyen adamların eline bilgi gecse neye yarar. ARI Olmayan Adam, poleni ne yapsın, bal yapamayacak adamın Eline polen geçse neye yarar, çiçek ve polen arinin eline gectiyse bal olur, benim gidip de ari gibi bal yapacak durumum yok, Ancak Arılar bal yapıp da bana verince, bal olaraktan yiyorum, bilgi de, bilgiyi bal yapacak adamın eline geçtiyse, o bilgi zaten değerli bilgidir, ürünüde bal olur. Halbuki bütün sistem bu araklama sistemi üzerine kurulu değil mi, Sen yürümesini, anandan babandan araklamadın mı? konuşmasını yine anandan babandan araklamadın mı? bütün sistem araklama üzerine kurulu değil mi? Sen kim oluyorsun da, bana bilgiyi çaldın muamelesi yapıyorsun, esans hırsız sensin, bilgiyi saklayan hırsız, çalıp da saklayan Hırsız, bilgi saklamak için değil, dağıtılmak için verilmiş. Allah o kadar bilgiyi hayvanların içine dürüp büküp sokup da, sonrada etrafiniza bakmyiromusunuz ayetleri ile bize uyarmazdi eger bilgi saklanacak bir şey olsaydı, "Etrafınıza bakmıyor musunuz" Kaç tane ayet ve kuranda

görmüyor musunuz?, ayetleri, anlamıyor musunuz, ayetleri.

Arı olan, apartmanın başındaki havuzda yüzmeye gitmez, çicek başındaki poleni toplamaya gider ki Bal yapabilsin, Ben de seni dinlemeye geliyorsam bal yapacak polen var mı diye bakmaya geldim, çiçek olmayan yerde arının ne işi var, Bak ben senden bilgi araklamadim tamam mı Sen gel şimdi benden arakla git bakayım bir.

Cimri, Bildiğini işte böyle öğretmeyen insanlara, kazandığını veremeyenlere denir, Allah'ın verdiği canı vermeye gücü yetmeyenlere denir, işte nefes de öyle, alırsın da veremez hale gelirsin, Çünkü vermesini bilmiyorsan eger.

Almaya geldi mi iyi de vermeye geldi mi, Hadi nefesi da verme bakalım da, tut o zaman cimri.

Allah bu düzeni böyle koymamış mi ki, nefes alıyorsun, hem de iki delikten, birden veriyorsun, burnundan veriyorsun, vermek mecburiyetinde kalıyorsun, hadi vermede tut bakalım nefesi, can da böyle, sana verilen Can da, bir gün alınmak durumunda kalıyor, O zaman, O zaman durum zor. canı verebilecek miyiz, hepimiz için zor, Sadece senin için değil,seni kastetmedim burada, Almak kolay, Vermek Zor, Evet bazılari malı veremez, bazısı ilmini veremez, bazısı peynir seviyordur, peynir veremez, bazısi da canı veremez, bazılari da nefes hastalığına tutulur, nefesi alıp veremez, hepsi aynı cimriliğin sebebi, cimriliğin cezası.

Rabbim, askerime, aldığını aldığı gibi vermek, bulduğunu bulduğu yere, geri koymak nasip eylesin, her şeyi, yerli yerine, bulduğu gibi, bulduğu yere koymak nasip eylesin.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Vaazi mp3 olarak indirmek icin linke sag tikla farkli kaydeti sec 


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 19 Mart 2019 Salı

Original Kar © glan
Sessiz Zehirin - ve internetin Sesi ve Onun Şifası Olan - Radyo Karoglan

Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran

Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık

1 Senede/12 Ay

Pazartesi - Salı - Çarşamba - Perşembe - Cuma - Cumartesi - Pazar

1 Yılda/365 Gün

7 Günde/24 Saat

Vaaz - Dini Sohbet - Tasavvuf Sohbetleri - Radyo Karoglanda

RADYO KAROGLAN

Sessiz Zehirin - ve internetin Sesi ve Onun Şifası Olan - Radyo Karoglan




Rasit-Yazili-Dini-Resim-V170320191602-N1

Rasit-Yazili-Dini-Resim-V170320191602-N1








Nefs-i Emmare Bissüi Nedir? , Kötülüğü Emreden Nefis Nedir?

Nefs-i Emmare Bissüi Nedir? , Kötülüğü Emreden Nefis Nedir?

Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü , şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek olduğu için,
onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi, yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde

Nefs-i Emmare Bissüi Nedir? :

denilince istilahi mana ile kötülüğü emreden nefis demekdir. ve kötülük ise nefsin hoşuna giden (zina kumar çalmak çirpmak fazlaca yemek israf,içki,..) gibi haram ve yasak olan işlerdir. ve bu ameller işlendikce, nefis ati bunlarla beslenen bir at ve araba olur, yani o arabanin benzini, ya iyilikle doludur ve iyilikle hareket edip çalişir, yahut kötülük ile doldudur ve kötülük enerjsi ile çalişir. ve haramlar işlendikce insan, cehennem çukuruna müstehak olur. ve siyah ve kötü enerji, yikici yok edici bir kuvve kazanir. Eger terbiyet olursa, beyaz ve renkli enerji kazanir. ve renklerine göre de onun kuvvesi belli olur. ve her rengin bir melek grubu vardir, ve o rengin haline bürününce, o grubun melekleri ona yardim ederler. Emmare bissüi nefis, petrol mesabesindedir veya carbon elementini temsil eder, veya yanici kömür ve cinsi nevisi, ve en alt seviye ölü nefisdir, artik onun yeniden dirilmesi, mümkün değildir dersek yani, Allah kiyametten sonra, haşrda onu yeniden halkeder ancak, dünyada ise onun carbon haline dönmüş olmasi, tekrar bitki olup yeşeremeyecegini," fedhuli fi ibadi " derecesine varip ve tekrar insan bedenine girip hizmet edeyemeciğni belli eder. amma petrol ve kömür carbon cinsi olup Allah onlari sadece cehennemlik olarak halketmişdir, ve onlar cehennemden çikip kurtulamazlar, sonlari ikisininde yanmakdir. şayet onlardan firavun gibi, sonradan akillanipda iman ettim diyenler olursa, onlar hem zehirli, hem dibe çökücü, hem de dibe çöktürücü olan civa durmunda olurlar. bir üst, ondan daha hafif, ve dünyamizin üst kismlarinda hayat bulan madenler ve yani mesela demir gibi, veya bakir ve benzeri agir metaller halindedir. ve insan, nefis atina gem vurmasini ögrenip, ve dur denilen trafikde, durup. bekle denilen yerde. bekleyip. geç denilen yerdede, durmadan hemen geçer ise, yani ayni trafik kurallari gibi, nefsin de kurallari vardir, ve islamin emirlerine harfiyle uyan kimsenin, nefis ati , kaza yapip ölmez, yahut yaralanmaz, yahut şarampola yuvarlanmaz velhasil kelam.

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems,22 Eylül 2014 Pazartesi

Nefs-i Levvame Nedir? , Pişman Olan Nefis Nedir?


Nefs-i Levvame Nedir? , Pişman Olan Nefis Nedir?


Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü ,
şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek
olduğu için,

onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler
yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş
kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve
oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi,
yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren
sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan
birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi
öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği
durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve
nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde

Nefs-i Levvame Nedir? , Pişman Olan Nefis Nedir?

ikinci Nefis makami Nefsi Levvame olup, levmedici nefis yani, yaptiği bir yalnişin ardina, kendini levmedip „tüüüh keşke yapmasaydim, yalniş birşey yaptim ben“ diyebilen nefis derecesidir.
Bu dereceye ulaşan nefisin, vicdan melekesi çalişir haldedir ve vicdan denen meleke ona hep yalnişlarinin ziddi olan iyi ile, yaptiği fiili mukayese etmesini sağlar, ve bu yalniş, bu doğru diye bir kiyas yapma halini kazanir. Ve yalnişlar: Amma Allahin kitabinda bildirilen haram ve yasaklar olsun, amma bulunduğu toplumun kurallari olsun, bu kurallara uymamak hepsi yalniş şeylerdir. Ve şeriat sadece islamin bildirdiği kurallar olmayip, insanliğin hayri için olan kurallarda buna girer. Ve bir toplumun kerih gördüğü şeylerde bu kurallardandir, hak gözlüğü ile bakinca, şeriata aykiri olmayan hususlardada, onlara uymak, şeriata uymakdir. Hal böyle olunca trafik kurallari, her ne kadar kuranda geçmesede, ehliyet alcak olana, önce kurallar ögretilir: ilk baştda durmak ve geçmek vardir, ve birde beklemek, en basit kurallar. Ondan sonra stop levhasi gelir, illa durulmasi gereken yer, yani ister gelen, olsun ister gelen olmasin, buraya varinca durmak mecburdur demek. Yani cümle sonuna nokta koyma kurali gibi. Işde levmedici nefsin vicdan melekeleri çalişir, ve insan vicdaninin sesini duyabilcek safiyete ulaşinca, yani sağdaki meleğin sesini duyar hale gelince, belki herzman doğru olanlari yapamaz amma, işde en azindan yalniş yaptiğini bilir ve özür dilemesi gerektiğini bilir. Her ne kadar, bir adami dövdükten sonra özür dilerim demek, ne abes işsede, o adama“ ben kendimde değildim, bilmeden oldu, kendimi kaybettim, şuurumu kaybetmişim, o yüzden bunu yaptim“ derse cezasinda hafifletici sebeblerden dolayi düşme olur yani. ve işde Hz Adem olmanin ilk basamaği, yalniş yapan, Hz Adem ile Havva en aşağiya dünyaya indirilince „Esteuzuibillah legad halaknel insane fi ahseni takvim.Sümme redednahü esfele safilin.“ Ayetinin hükmü gereği dünyaya indirilen Hz Adem ve Havva, dünyada yaptiklarindan pişman oldular. cünkü cennetde herşey hazir, ellerinin ayaklarinin önündeyken, dünyada ise, yemek için gayret, icmek için gayret, giymek için gayret etmeleri gerektiğini anladilarki, biz yalniş yapmişiz, ve kolaylik yerine zorluğu seçmişiz deyip ve pişman olup tövbe ettiler. Ve hata yapinca başa gelen belanin birisi olan, birde eşinden ayri düşme belasi üzerlerinden kalkdi, ve arafat denilen dağda buluştular. Ağlayip Tövbe edip Yaradandan özür dilediler. Amma artik dönülmeyen yola girilmişdi, artik o cennete tekrar ulaşmak icin, bütün katlari geçmek gerekiyordu, ve aklari karasindan seçmek gerekiyordu. Ve böylece insanoğlu vicdanin sesini duyunca adem ve havva olur yani insan olur, şeytan ve ordusu olmakdan kurtulur.cehhennem ehli olmakdan kurtulur.Ve bu dereceyi kaybetmek ve emmare nefis derecesine yeniden düşmek tehlikesi vardir. ne zaman vicdanin sesi duyulmaz oldu, kalp karardi ve ince sesleri, yani meleklerin seslerini işitmez oldu, o zaman yine „emmare bissüi nefs“e düşdü demekdir. Yani Yaptiği hatadan dönmiyen tövbe etmiyen hatasindan pişman olmiyan nefs, meleklerihin ve vicdaninin sesini duyamayan nefis derecesine.


Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems,22Eylül 2014 Pazartesi

Nefs-i Mülhime Nedir? , Hatalarindan Ders Alan Nefis Nedir?


Nefs-i Mülhime Nedir? , Hatalarindan Ders Alan Nefis Nedir?

Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü ,
şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek
olduğu için,

onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler
yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş
kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve
oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi,
yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren
sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan
birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi
öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği
durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve
nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde

Nefs-i Mülhime Nedir? , Hatalarindan Ders Alan Nefis Nedir?
Yani kendisine ilham gelen nefis, Nefsi Mülhime.

Mürid yani hak yoluna giren salik sofi , artik levvame nefisden de öteye geçip, eğer o yaptiği hatalardan ders alip, levmettiği bir fiili ikinci defa yapmak durmunda kaldiğinda, önceki yaptiği hatadan ders alipda, o hatayi yapmaz ise, artik mülhime makamina çikmiş olur. Ve artik bu makamdaki bir nefis, vicdan meleklerinin komutani olan, bir üst melekler grubunun sesini duymaya başlar. Ve ona, hep yapcaği her fiilde amelinde, hatalarindan dolayi almiş oldugu yaralari gösterip, bak bunu yapmazsan, bu yarayi almazsin diye tenbih ederler. Ve hal böyle olunca mesela haramlar bellidir amma, haram veya mekruh veya helal oldugu belli olmayan şüheli olan bir fiil yapildiğinda, veya yemesi harammi helalmi oldugu şüpheli olan bir yiyecegi yiyince, o gün namazlar ağir gelmeye başlar.ve vücuda kafir asker girince, derki ona” yatsiyi kilmada yat, sabahi kalkinca kilarsin” diye tenbih eder. ve derki o vicdanin komutani olan melek bak bu şüpheliyi yedin, ve o yüzden senin icndeki melekler ordusunun, namaz kilacak takadi kalmadi, ve sana yatsiyi kilmadan yat derler, sabah kalkma derler. ve sen birdaha bu şüheli şeyden uzak durursan, bu duruma düşmezsin derler. ve o salikde onlarin sözünü dinler, ve o şüpheli olan şeyden, veya amelden, veya fiilden uzak olurlarsa, artik mülhime onda karar kilar, ve dahada yukari yükselir hale gelir. Artik O Mürid yani sofi , o müridi terbiyet ve irşad eden zaatin, Allahin ve meleklerinin ve hizirin yardimi ile oluşturduğu bazi imtihan meviklerine sevkedilir. Bunun misali de: biz elektrik teknisyenliği okurken öğretmen imtihan etmek için, bir elektrik aksami yani, mesela sps sistemi veya, bir elektrik aksami dogru şekilde baglanilir. ve öğreten hoca gelir , ve sen dişari çikarsin veyahut sana göstermeden, o aksamin gidişatini değiştirir, ve mesela bir kabloyu yalniş takar, veya bir kabloyu tamamen cikarir, veya bir rele açik olcaksa kapali hale geitirir, gibi bir bilerek yapilan bağlanti hatasi oluşturur. ve ögretilen ögrenci daha sonra bu hatayi arayip bulmak ile imtihan olur. İşde şeyh de müridine , veyahut bir şeyhe bagli olmayan fakat hak yolsucusu olan birine işde HIZIR aleyshisselamin oluşturduğu, bilerek yapilan aksam değişikligi ile imtihan edilir. Ve eğer o salik ve mürid, o aksamin doğrusunu, önceki yaptiği hatadan ders alipda biliyor idiyse, o zaman o hatayi bilir, ve o imtihandan hataya düşmeden kurtulur, veya hata yerine doğrusunu yaparak hatasiz çikar. Eğer hatalardindan ders almasini bilmiyorsa, geçmişini gözden geçiremiyor ise, Peygamberin “ölmeden önce kendinizi hesaba çekin” hadisini anlayip yaşamiyorsa, ve vicdaninin komutani olan melekerin sesini duymaz olduysa bu sefer tekrar levvame nefise, aşaği düşer.



Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems,22Eylül 2014 Pazartesi

Nefs-i Mutmainne Nedir? , Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefis Nedir?


Nefs-i Mutmainne Nedir? , Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefis Nedir?
Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü ,
şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek
olduğu için,

onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler
yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş
kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve
oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi,
yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren
sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan
birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi
öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği
durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve
nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde

Nefs-i Mutmainne Nedir? , Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefis Nedir? Deyince

Mürid hak yolcusu salik, eğer mülhimeden dahada ileriye geçebilirse, artik ilhamdan öteye geçen nefis, artik hücreleri ve atomlari ile, yani melekler ile devamli kontakt halindedir. Ve artik atomlarin nedensiz niçinsiz Allahin emrine itaat halinde olduklarini anlayinca, yani bir ordunun askerleri, ona emredileni yapmakla sorumlu olduklari gibi, komutan hücüm diyorsa hücüm, bekle diyorsa bekle, onlar sadece sürücü kuvvetin emrindeki meleker ordusudur. ve örnegin bir gözlük, onun sahibi onu taktiği müddetçe, numarasi oldugu derece ile göze yardimci olmakla sorumludur, onun, bunun ilerisine geçme veya, gerisine kalma yetkisi yok. bir adim ileride atamaz bir adim geridede kalamaz. İnsanda melekliği öğrenince, onun icin artik cennet ümidi, cehennem korkusu bitmişdir . dilerse Allah cennetine koyar, dilerse cehennemine, önemli olan onun rizasidir. Yani emre itat etmek mühim olandir. emre itaat ettikden sonra, onun sahibi onu istediği heryerde kullanabilir. ve Allah adildir ki elbet gözüne takilcak gözlüğü afedesin götünde kiçda tuvalet kağidi olarak kullanmaz, ve gerektiği yerde kullanir. Amma olurki sen gözlük isen gözlüğü silah olarak kullanir, olurda şifa olarak kullanir olurda süs için kullanir velhasil kelam. ve gözlük gibi olan için, şayet bir kolu kirilsa ve kolumun birini kirdida neden kirdi? niçin kirdi olamaz ? kirildi ise kirilmişdir ve mehdi dahi bir kolu yerinden çikikdir, ve nedensizdir onun nedenini hak Teala bilir.
Umumi sebebleri ve külli sebebler olarak sebebleri vardir. Sebebi kül hak ilmindedir. insanlar ise düşdüm burkuldu gibi sebeblerin bilir. düşdüm amma neden kirildi? amma neden onu Allah bilir. yani nedensiz niçinsiz imana mutmain iman denilir. yani Rabbine tam teslimiyet ile teslim olmuş ölü yikaciyinin elindeki ölü gibi, neyanna çevirirse oyanna döner, itiraz edebilcek bir cani olmayan, ruh halindeki insan yani.

Nefs-i Raziye Nedir? , Pişmanliklari Olmayan Nefis Nedir?


Nefs-i Raziye Nedir? , Pişmanliklari Olmayan Nefis Nedir?

Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü ,
şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek
olduğu için,

onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler
yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş
kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve
oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi,
yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren
sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan
birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi
öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği
durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve
nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde


Nefs-i Raziye Nedir? , Pişmanliklari Olmayan Nefis Nedir? Denilince

Nefsi Mutmainneden daha yüksek makama çikarsa bir nefis, artik
Rabbinin onun için yazdiği, kaderinde yaşadiği hiçbirşeyin tesadüfen
değil, bilinçli bir kader çizimi olduğu, ve her yaşananin bir sebebinin
olduğunu anlamaya başlar.

Hani Hz Musa ile Hz HIZIR yolculuk ederlerken

Musa HIZIRIN Gemiyi deldiğini görünce, ona razi gelmedi, ve dedi
bu gemiyi niye deliyon dedi, bak bunlar bizi gemiye aldi zaten fakirler
falan filan,

HIZIR dedi bir canin gitti, sana bana karişma dedim dedi,

sonra ikinci olay HIZIR çocuğu öldürdü, hemen itiraz etdi Bu
çocuk günahsiz sabi dedi, sen bunu niye öldürüyon, hadi büyük günah
işlemiş suçlu biri olsa, neyse dedi.

Hizir dedi ikinci caninda gitdi, sana bana karişma dedim dedi,

Ve üçüncü olay oldu bir köye gitdiler, o köylü onlara iltifat
etmedi, yiyecek ekmek dahi vermediler, fakat Hz. HIZIR yikilmak üzere
bir duvar gördü, ve o duvari ustalik edip yeniden yapip düzeltti.

yine musaya ters, bunlar iyi insanlar degil dedi, sen niye
bunlara yardim ediyon dedi, bari karşiliğinda yiyecek birşeyler
isteseydik dedi.

Ve HIZIR benim işlerime karişma dememişmiydim dedi, artik senin
benimle yolculuk edebilcek bir canin yok, Allah sana üç can verdiki, üç
caninda öldü malesef, artik yollarimiz ayrildi dedi, bundan sonra sen
beni göremezsin manasinda yani. ve dedi birinci olayin sebebi: çünkü
ortada dolaşan korsanlar veya devlet memurlari var, onlar sağlam
gemileri topluyorlar, ve ben o gemiyi hasarli yaptimki, onlar o gemiyi
almasinlar, ve bu korsanlar gemiye baktikdan sonra, gemi sahipleri
gemilerini tamir edip, tekrar calişip ekmeklerini kazanmaya devam
etsinler diye yaptim dedi.

ikinci olayda, çocuk büyüdüğü zaman çok kötü biri olcakdi, ve
anne babasinida günahkar yapicakdiki, onu öldürdümkü, Allah onlari daha
salih bir evlat ile, günaha girmekden koruyacak dedi.

ve üçüncü olay ise, o duvarin altinda bir hazine vardi, ve o
evde yetim veya öksüz çocuklar vardi ve o çocuklar daha küçük olduğu
için, eger duvar yikilirda hazine ortaya çikarsa, o çocuklara vermeyip
hazineyi başklari alicakdi, ben duvari yaptimki, çocuklar büyüyünce o
hazineyi, kendileri bulsun diye yaptim dedi.

ve musa anladiki kaza, bela, ceza, tokat, hepsinin bir sebebi
var. o zaman, Rahman abes iş işlemez anladi, sen hiziri görmezsin,
bilmezsin, musaya bile hizir ile gidebilcek, onu görebilcek, onun
yaptiklarina bakabilcek üç can verildi, üç cani ölünce dedi hizir, sen
dünyaya ben bu gizli aleme dedi. ve musa anladiki Rahmandan razi olmak
lazimmiş. her olan kaderin ve olayin bir sebebi, sebebin bile, bir başka
sebebi var, sebebin sebebinin bile bir başka sebebi var. yani
vaazlarimizdan birinde anlattiğimiz temizler temizlerdendir ve
temizler içindir, peki biber fidesinin altina ters gübresi dökdük, ve
biber o gübreyi yedi , pis gübreyi yedi, amma bize cillop gibi tertemiz
biber verdi, hani temizler temizlerdendi, hani avaramu fimi var ya,
hakimin çocuğuda hirsiz olabiliyor, nuhun bebeside kenan olabiliyormuş,
ve yine bir üste çik yine o ters gübre dediğin bir inegin yediği
tertemiz otlar idi, o yedi ve ayrildi ters oldu, hani pisdi, ters ot
iken tertemiz degilmiydi, yani her olayin binlerce versiyonlari var
kainatta, sen o kapi, bu, şu kapi hangi kapyi açdin. ve rahman abes işle
iştigal etmez, bunu bilirsen, kötü sandiğin bir olay gelirse başina
hamd et, iyi olay gelirse şükret, ve yoluna devam etki, hakktan razi
olan kul ol. ve maddeler bunun için metin ismini çekerler, ve hiç bir
madde, bitki, metin çektigi sürece bozulmaz ölmez diridir. ne zaman
ziikirden kesildi ölür. ve o yüzden bardak bardaklikdan memnundur,
zikrettiği müddetçe. ne zaman senin ondan razi olmadiğin onun kulağina
gitdi, üzülür ve metanetini kaybeder ve sen onu terkettikce, sevgin
bozuldukça,onun şükrünü eda etmedikçe, metaneti bozulur. ve sonunda
bitap düşer ve zikirden kesilir, ve zikirden kesilince, bir bardaksa
düşer kirilir, bir koyunsa kasap alip gidip keser, bir bitkiyse sahibi
gelir toplar alip gidip satar, biride alir yer, insan ise hasta olur
ölür gider. yani riza rahmandan razi olmakdir. şayet ecel için bile
çağiriyorsa, rahmana iman ve itaat etki, seni bir başka bahara götürmek
icin çağiriyor , yeni bir doğuma hazirlamak için verdigi ruh emanetini
geri cağiriyor, ve kaderine razi ol. ve artik ne zaman keşke şöyle
olsaydi, bu olmazdi, keşke böyle yapsaydim, bilmem doktur olurdum,
bilmem şöyle yapsaydim hakim olurdum deme, bilki bu gün ne oldunsa ne
başina geldiyse, senin için en iyisi o, birak keşkeleri ve rahmandan
razi ol kurtul.

Ne zaman keşkeleri birakdin, ve ikinci olarak hayatin tek şıklı
degil çok şıklı olduğunu anladin, ve bir kararda durmanin kör cahil
karari olduğunu anladin, ve eğer dünkü kararda kalsaydik, bu gün atomun
da parcalancağini bilmezdik, amma atom en kücük değil, ondan da kücükler
var deniyor bu gün, neden çünkü bir kararda saplanip kalmadilar, acaba
bölsek birşeyler vardimir deyince, araştirip buldular, yani cahil nefis
inatcidir, ve mesela illede elma isterin, illede şu kizi isterin diye
viyklar durur, o olmayinca muradim olmadi der. halbuki , Hz. Davuddan
ilmi ögrenen kurnaz şeytan, sana bir günah sunar hadi kumar oyna der,
sen kumar oynamammi dedin, o zaman içki iç der, onuda yapman dedin, o
zaman yalan söyle der, seçenek bol, yani sende şeytanla savaşmasini
öğrenceksen, sadece kurusıkı tüfekle savaşilmaycagini öğren, ve hayatta
başka seçeneklerin de oldugunu unutma, ve görelim mevla neyler neylerse
güzel eyler dedinmi, bilki sana riza veya raziye makami bir göz kirpti
demekdir, artik gir o kapidan ve makami marziyeye doğru yürü.

ve Hz Davud aleyhisselam, eğilmezin bükülmezin sanan, secde
etmiyon diyen, demir cibilliyatli şeytani ateşde kizidirip şekil veren,
egip büken ve ona başka seçeneklerin de olduğunu öğreten peygamber. Hz
Süleyman ise onu demir haliyle değil, bizzat şeytan haliyle caliştirip
başka seçenekerinde olduğunu öğreten peygamber. pirimiz Davud aşkina gir
ve eğilmezin bükülmezin sanan nefsini demir gibi kizdir, ve döve döve,
eğ bük ve davud gibi, o nefisden zencirler kalkanlar balkon bahçe
demirleri yap.

varabilirsen taaa oraya, MAKAMI RIZAYA ve RAZiYEYE, makamin mübarek olsun.

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 11 Mart 2014 Çarşamba
Original Kar © glan

Nefs-i Marziye Nedir? , Senin Razı oduğun değil - Allahın Razı Olduğu Nefis Nedir?

Nefs-i Marziye Nedir? , Senin Razı oduğun değil - Allahın Razı Olduğu Nefis Nedir?
Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü , şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek olduğu için,

onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve

oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi, yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren

sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği

durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde

Nefs-i Marziye Nedir? , Senin Razı oduğun değil - Allahın Razı Olduğu Nefis Nedir? denılınce

Nefsi Raziyeye Yükselmiş bir nefis artik, Rabbimizin her yarattiginin kader cizgisinde dogru ve hak olan oldgunu anlamaya başlar, ve keşkelerini birakirsa, ve sebeblerde bogulmaz ise , artik onun melekleri anlamaya başladigi zaman, nefsi Marziyeye adim atmiş olur. ve hayatta seceneklerin bol oldgunu anlamasi, ve kör cahil gibi bir kararda diretmemsi gerektigini anlayinca yine marziyede yol almaya başlar.
Ve dinimiz bize meleklerin yemedigini, icmedigini, tuvaletde yapmadiklarini, ve cinsi münaasebettede bulunmadiklarini bildirir. ve böyle olunca dünyamizda bunu yapabilen canlilara bizler elmentler diyoruz. ve atomlar ve elementler canlidirlar, iclerinde hareket halinde olmalarina ragmen, elektronlarin atomun cekirdegi etrafinda dönme hizlari, onlarin katimi sivimi oldugunu belli eder. hizli dönen elektronlar, onlari sert yapar, icine başka cisimilerin girmesine onlarin hizli dönmeleri sebebiyle engeller. aynen bir pervanenin saniyede 300 bin döndügünü düşün, ve sanki pervanenin boşluklari olmadigini, ve sanki yuvarlak bir zil ve tek bir parca dönüyormuş gibi, onun menzilinde katman oluşur. ve o icine başka bir şeyin girmesine müsade etmez. işde elektronlarin hizida yogunluguda bizim elementleri kati sert veya sivi yumuşak veyahutta gaz diye atfetmemize sebeb olur.
ve işde bu melekler ordusu, bizim sesimizi duyar anlar,duruma göre hareket ederler . ve göz denen canli organizmasinda 300 veya 300 bin tane melek görevli oldugu bilinmekde yani göz 300 bin parcadan oluşuyor. ve canli organizmalar moleküler yapilardan oluşmakda, yani molekül bir kac atom cinsinin biribiriyle kurdugu fiziksel baglara molekül diyoruz. ve moleküller ise yedigimiz icdigimiz yiyeceklerden alinan, öz maddelerden imbiklenen atom parcaciklarinin, özel bir formül ile, yaptiklari moleküler baglar. ve o elementler göz denen moleküler yapiyi oluşturunca, görme sinyallerini algilayip, beyine sinir sistemi yoluyla göndermekde, ve beyinde ise, o görüntü hakkindaki bütün veriler ile, ona karşi yapilcak hareket ve ve davrarniş hakkinda, bir karar verilir.
işde meleklik vasfi bu elementlerle algilanabilcegi icin, mesela su molekülünün kaynama noktasi 100 °C ve Demirin 1500 °C ler arasinda. ve insanda, ya meleklige dogru gider, yahut cin ve şeytanliga dogru. ve şeytanin maddesi demir ve ona yakin maddeler, işde o "galu bela da" secde etmeyecegini iddia eden yapi yani, egilmen bükülmen diyen yapi, demir gibi sert, işlenebilmesi ve yararli hale getirebilmesi icin, isitilmasi, ateşe tabi tutulmasi gereken yapi, ve ateşe maruz kalip kaynama noktasi degil amma, yüksek derecede isininica, işde onu egip büküp şekil verilir. ve demirciler işde, ona egilip bükülebilcegini ögreten, ve onu terbiyet eden, aynen at terbiyecisinin, atin sirtina eger vurdugu gibi, demir tebiyecisi bir demircide, demire şekil vermek ici, onu isitip kizdirir, ve kizan demir yumuşar, ve dövüle dövüle şekil alir. yahut dökme demir gibi 1150 °C derecelerdeki demir kaynama ergime noktasina varmiş olur, ve sivi hale gecer, ve sivi haldeki demirde kaliplara dökülerek, onun yararli bir kaliba şekle girip, insanin hizmetine verilcek birer, mesala mazgal demirleri gibi, veyahut kalorifer demirleri gibi, şekillerdeki yararli degişik demir kaliplarina dökülerek, işde insanlarin hizmetine girer. ve nasil at üstüne eger vurulunca, evcil olup hizmet ederse, demir dahi, demircilerin elinde teerbiyet olup, insanlarin hizmetine girer, ve işe yarar hale gelir.

Allahü Teala Adem Atamizi yarattiktan sonra, bütün herkese, benim halifeme secde edin dedi. o secde Adem Atamizin taşidigi Muhammed A.S min nurunaydi. yaratilişdan bu yana melekut, ceberut, lahut ve islam olanlar o nura tavaf ederler, o secdenin simgesi amma, iblis müstesna. iste iblis secde etmedi Adem Atamiza, bütün melekut ve digerlerini secdesi rabbimizin ilminde gün hesabiyla beşyüz sene sürdü, iblis lanetli herkes secdeye varirken ayakta beşyüz sene durdu kaldi. kibrinden her şeyi degişti, itaati isyana şekli şemali, melekligi herşeyi degişti, bu süre icinde hemde Adem Atamiza sirtini döndü. bir şeylere kizip sirtinizi dönmeyin insanlara, bu şeytan ahlakidir. Allahim inananlari şeytan aleyhillane ahlakindan uzak etsin.daha sonra mühlet aldi, ve cennette Havva annemizi kandirip, Bugdaydan yedirdi. bugday posali idi, Allahü Teala yasaklamişdi, bu yüzden yemeyin demişti, havva Annemizde Adem atamizi yaniltti, ikiside yediler, az sonra barsaklar calişdi ve defi hacet ihtiyaci hissettiler, Adem Atamiz aranmaya başladi, Allahü Teala Biliyordu fakat sordu Adem Atamiza, Adem Ne aranirsin , pislenecek yer, Allahü -Teala Adem Atamiza dedi, Cennette pislik olmaz, in dünyaya, oraya pislen. yani ey insan oglu dünya pislenme yeridir, defi hacet yeridir. burada mal mülk tutmak keyif yapmak yeri degil, cennetten indirilmeden önce Adem Atamizdan, Peygamberimizin nuru alindi, ilk ameliyat. ondan sonra dünyaya indirildi dünyada Adem Atamiz Havva Annemizle ayri yerlere indirildi, Adem atamiz cok üzüldü, pişman oldu, havva annemizden de ayri düşmüşdü, hem tövbe ediyorlar, hemde bir birbirlerini ariyorlardi, Adem atamizin boyu 70 ziraydi, yani parmaklarin ucundan dirsege kadar olan yer bir ziradir. yani yaklasik 28 -30 metre civarinda, tam kac metredir Allahü Teala bilir. dünyada bir biribilerini ararken, arafatta buluştular. yani konumuza geri döndük hacda tavaf ve say in yaninda birde Arafatta Vakfe yapilir. şimdi bunun hikmetini anlatacagim. Adem atamiz tövbesinde dediki: cennettin kapisinin üzerinde yaziyorduki "Lailahe illallah Muhammedün Rasulullah." "Yarabbi cennetin kapisinda yazan isminle beraber yazdigin Muhammedin hatirina bizi bagişla" dedi cenabi hak nidalarini duydu ve tövbelerini kabul etti. ve Arafattayken bütün dünya alem yildizlar herşey durduruldu, yani vakfedildi, ve Peygamberimiz Muhammed Mustafanin nuru, Adem atamiza tekrar yerleştirildi. iste arafattaki vakfe, bu sebebledir.yani ikinci ameliyat bu sünneti peygamberimizde yaşamişdir, iki defa manevi ameliyat olmuştur, yani ameliyat olanlar üzülmesin, ameliyata gidecekler desinlerki, Adem atamizin sünnetini, peygamberimiz Muhammed Mustafanin sünnetini yaşamaya gidiyoruz niyetiyle ameliyata girsinler, Allahin izniyle ameliyat şifa olacaktir.

Yine cam denen madde, silisyum veya silikat yani kum tanesi isitilarak elde edilir, ve onun terbiyeti yine ateş iledir. ateşde cehhennemde terbiyet olur. ve cehennemin sicak tabakasi ile terbiyet olur. ve isitilinca, bardak tas tapak veya pencere olur veya ayna haline girer. ve cam yine kirilgan yapidadir, onu işledikden sonra soguyunca, yine o sanki eski hali gibi sert olur, ve o halde iken, onu bükemezsin, bükmeye kalkinca kirilir.

işde Havva Annemiz icin yapilmiş olan rivayetlerde gecerki, Havva Annemiz Hz. Ademin Kaburga kemiginden halkoldu. Ve kadin kismini eger serbest birakirsan kaburga kemikleri gibi egik kalir, veya onu tamamen düzeltmeye kalkarsan kirarsin incitirisin. ve hal böyle olunca kadini ne serbest birakacaksin, öyle davulcuya zurnaciya kacacak kadar, nede zorlayip dosdogru olacaksin diye egriligini düzeltmiye kalkacaksin. ve ona yumuşaklikla muamele edip, hafif bükeceksin, ve onu kirmadan egri oldgu yerlerde ona direnc uygulayacaksin. ve fazla direnc, yine onu kirar incitir. yani elementar yapi, bu rivayet bize kadinin nasil bir elementar yapisi oldugunu anlatir. ve kemik sertttir, mesal bacak kemikleri egilmez, egersen kirilir, amma Allah, kaburga kemigini öyle halkederki, o hafif egilebilcek yapidadir.
yani kadinin terbiyetide, aynen demirinki gibi olmasada, ona yakin olarak, ne serbest birakacak, nede ip gibi dosdogru yapican onu. aynen gögüs kefesindeki gibi, ve 12. kaburgalarin agzi acikdir, ve onlar esnek bir yapidadir, ve vücudun durumuna göre esnerler, ve onun görevi kalbi ve cigerlri korumakdir. yani kadin erkegin zirhi gibidir.

Hal böyle olunca, su 100 °C de kaynar dah önce kaynamaz. ve yemek, sulu yemek kaynamadan pişmiş olmaz, ve en az 100 ° C li bir cehhennem ateşine maruz kalir o yiyecekler, veyahut yanmiş hararet yapmiş bir beden, soguk su ister, onun icebilcegi soguk su, en fazla 4 dereceya kadar olan su sogukdur, ondan ötesi donma derecesine girmeye başlar, ve eksi bir derece donma noktasidir, ondan sonra su kati hale gecer, ve artik icilmez olur . yani su ise senin cibilliyatin, su isen, seni soguk ile terbiyet edersek, sen 4 derecey kadar sivi kalabilirsin, eksi bir derecde donarsin, artik kati olursun, yani aynen sistemimizdeki uranüs gezegeni gibi, havanin ve suyun dondugu nokta. ve yani uranüsün oldugu nokta demek oluyorki, güneş sistemimizin dört dereceden daha az oldugu bir uzaklik noktasi, ve hal böyle olunca ondan daha uzaga gidildikce, sicaklik dahada düşer, ve dört dereceden az sicaklik olan bir yerde hayat olmaz degilmi, amma su molekülleri kati haldedir ve canli orgnizmalar vardir yani .

Yani sen ey insanoglu, su gibi aziz bir kimse olsan, cok faydali bir kimse olsan, senin ögrencegin yapi, yani Hz Osman gibi faydali, Hz Ebubekr gibi dini mübine faydali bir yapida olsan, sana ögretilcek olan, dört dereceden aşagi gecersen, sivi olmakdan cikarsin kati buz olmaya dogru gidersin, ve faydan azalmaya başlar istidatin bozulur, ve ondan sonra artik organizmalari saklamakda kullanilrisin. ve yine sicaga tabi tutulursan, 100 °C kaynama noktan, bu sefer ondan yüksek derecede, hiddetlenirsen, sen buhar olur ucarsin, kabina sigmamaya başlarsin, ve gaz aynen kaynayan caydanlgin tepesinin atmasi gibi, tepen ativerir, ve eger bir yerde gaz cogalir, ve kapaginida atamazsa, orayi patlatir ve dişari cikar.
su gibi saf ve temiz olsan yine olmaz ve bazen kötü olmayi ögrenmen lazim ve, Hz ömer veya
Hz.Aliye bir adam hakkinda "cok saf temiz, ve cok iyi" dediler. O da, "O adam kandırılmaya çok müsaitmiş" dedi. yani afedesiniz cok iyi olursan, bir şeytan askeri gelir ve ac donunuda bilemem ne eden demeye kalkar. ve kadin olmak o donu acmak ile başlar, yani kadin ilk kanan, yani Hz Havvadan önce Lusi diye bir Havva daha varmiş diyorlar, ve şeytan gelip ac bilmem neyini deyince ona kanan ve acan kandirilan, ve şeytan soyunu üreten kabillerin soyu, ve ondan sonra şeytanin erkekligi ve dişiligini allah yok etmiş, ve havvayi yaratmiş ve havvayi ise yine saf bulup kandiran, hain şeytan ve askerleri, yani kadin kandirilmaya müsait. erkeklik ise işde kanmamasini ögrenen, donunu acmamayi ögrenen kimse, ve eger erkekleri kandirida onlar donunu acarsa homo olur, ve artik ondan erkeklik kadinlik gider neutron drumuna düşer. afedesiniz erkelik dişiligi olmayan cibilliyatsiz şeytan olur, şeytanin tiki yokdur ve kuyrugunu kicina sokup üreyen yaratik. yani kendi kendini dölliyen yaratik. yani zekeride faza uzatmaya kalkanlara, öyle seninki o kadar uzunsa, döndürde kicina sok denir, yani o kadar uzattinsa artik kicina sokda şeytan ol demekdir bu. yani cibilliyatsiz şerrefsiz hain kalleş ahmak yaratik.

işde kuranda gecen vusta yol bu yüzden önemlidir, atomlari anla anlamasina amma, demiri ögren amma, demir olup, demirin düştügü hataya düşme, suyu ögren amma, suyun düşdügü tuzaga düşme diye sana nefis marziye makami ögretilir. yani pipisi tutisi olmayan meleklik vasfini ögren, amma sen insan kal, ve yerince baba ol, yerince anne ol, ve yerince merhmetli, yerince cebbar ol, yerince mümin, yeri gelince halid bin velid gibi ol, karşindaki bir muhammedse bile, ve kanma öyle her lafa her söze, hemen bir düşün tefekkür et, bunun önü ne olur sonu ne olur diye, hemen atilma.
ve demir oldunsa, senin yararli hale gelmen demek, önce azabi tadacan, ateşe tabi tutulcan, ve sonra yandim pişdim demek olmaz, seni terbiyet edicin, hangi kaliba sokduysa, ondan razi olabilmekdir. senin razi oldugun degil, Allahin senden razi oldugu yeri bilmekdir. ve Allah seni su yaptiysa, bilki senin kaynaman, pişme noktan 100°C, ve sen 80 ° C de yoldan cayma bekle yansanda, buhar olsanda, sen ucup melek olmak istiyorsan, önce 100°C de kaynayacan, ondan sonra ucmayi ögenirisin buhar olursun. 80°C de evliya kesilip ucuyon kaciyon numralari cekme insanlara .
Ve Allah kainata fizik yasalari diye yasalar koymuş, ve melekleri anlamak, onlari bilmek ile olur. ne ne zaman radyoaktif olur, ne nezaman işik verir, ne nezaman kaynar, ne nezaman donar, ve ne zaman agir olur, ne zaman hafif olur bunlari bilmek melek ilmidir.

Allahin kainata koydugu yasalar, melek yasalaridir. Mesala 1 dioptri gözlük olmuş bir cam, bir dioptri göstermek ile sorumlu, o onun sahibinin koydugu kaliba, %100 uyar ve 1 dioptri gösterir, buna tam itaat eden meleklik denir. onda sapma olmaz, ve sen o melegi anliyacak isen, ve gözlük olabilecek bi safliga ulaşmak istersen, önce dioptri yasalarini ögrenceksin, ve şeyh icin derlerki, onun müridi, gassalin, yani ölü yikayicinin elindeki ölü gibi olacak, o seni o yana cevirirse o yanna, buyana cevirirse bu yanna döneceksin. sen ölüsün, sende itiraz olmaz, olamaz yani. işde meleklik, canli olmana ragmen, ölü gibi olmakdir ve kapi duvar canta gömlek gibi ölü gibi davranabilmekdir, yaratan sana, hangi kural ve yasa koyduysa, ona tam itaat etmekle sorumlusun. ve su odunsa, senin kaynama noktan 100°C, bundan aşagisinda olmaz. 80°C de viyklarsan, indirirler ocakdan, ham kalir, kaynamiş olmazsin,ve makami marziyeye cikamazsin, senin razi oldugun 80°C ye degil, sen Allahin sana koydugu yasa olan, 100°C den razi olmalisin. senin razi oldugun,yeter dedigin yer degil, Allahin senden razi oldugu yer önemli. yine donma noktan belli, eksi bir derece, ondan önce hafif donarsin amma, tam donma nokta sifir ve alti, ondan önce dondum olmaz, KATI oldum olmaz. işde bunlari anladgin gün makami marziyeye cikdin demekdir. o güne ve o yere varirsan, orda bu garip Raşid kuluda, onlarin meclisinde an, olurmu unutma haaa.

Cikabilirsen o makama, makamin mübarek olsun.


Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca


Schrems, 26 Kasım 2015 Perşembe

Original Kar © glan
 
 


Nefsi Kamil - Nefsi Kamile Nedir?


Nefsi Kamil - Nefsi Kamile Nedir?

 Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü ,

şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek

olduğu için,

onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler

yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş

kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve

oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi,

yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren

sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan

birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi

öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği

durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve

nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde


Nefsi Kamil - Nefsi Kamile Nedir? Denilince

Nefsi Marziyeye ulaşmiş, ve Allahin Razi oldugu yeri ögrenmiş bir kul, artik Allahu Tealanin isimleri ve sifatlarinda kemala dogru yolculuguna başlar. ve önce ona Rahman nedir ögretilir, yani zeker ve erkeklik babalik nedir ögretilir, eger insan veya o sofi, o mürid, bunda dangillik edip anlamazsa, kadinsa kocasi babasi elinden alinir, ve babasiz veya kocasiz kalir, cocuklarina hem ana, hem babalik yapmak durumunda kalir, ve babalik neymiş ona hakkal yakin tattirirlar azizim, öyle vay baba işde cocugu dogurtan adam diye yüzeysel bir bilgi degil, bizzat yaşarsin baba neymiş rahman neymiş, veya baba olarak dogarsin bir ömür babalik yapip bizzat baba olrak hayata, insanlik alemine cirak cikarsin, yada senin elinden o alinir ve, bak bakalim o olmayinca neler oluyor, ve sonrada, haaaa rahmanin görevleri şunlarmiş, keşke (rahman) bababimiz yaşasaydi, keşke kocam yaşasaydi diyecek vehamete kadar düşersin. ve eger anlamazsan senelerce öyle sürünürsün hem baba, hem ana olmaya devam edersin. ögrenmeyen geçemezki ikinci basamağa. ve ikinci basamak annelik yani rahim, yine anneligi rahimligi kolay bişey sanan dangillardan, karisi kizi elinden alinirda, mahrum edilirde, yahutta cocugu olmaz, annelik nedir bilmez, kapi kapi doktor doktor cocuk ararda, ne baba ne anne olabilirler, cünkü ne rahim (Anne) nedir bilir nede rahman (Baba) nedir bilir, ve sonunda öyle hale gelirki,mesala bir KIZIM olsunda isterse toprakdan olsun ve ya mesala bir baba erkek Temili misal ile "Ali" oglum olsunda isterse toprakdan olsun diyecek acziytee düşer. ve bir bardak su vercek kimse bulamaz. ve hem anne, hem baba, hem cocuk ,hem ebeveyn olmuşdur. ZITLAR ancak yoklugunda kavranabilir kurali geregi, bu yüzden elinden alinanin kiymetini, elinden gidince, o zaman anlar. eger bu köprüyüde aşabilirse, anne nedir rahman nedir rahim nedir, görevleri nedir, anlayinca bu sefeer , el alim ismi gelir. ve bilginin önemini anlayacak amma, bilgi olmadan hicbirşeyin, ne oldugunu kavrayamaz, ve cahil olur, ahmak olurda, kafasini taşlara vuran ahmak olurda, "onlar kördür sagirdir,.." ayeti ile bilginin kiymetini bilmeyen, allahin el alim ismini anlamayan, dangillerdir onlar yani ahmak takimi, ve böylcee artik her gün, her an, yeni bir isimde yeni bir sifatta yolculuk edilir, ve bunun sonu hududu yokdur, el hakim ismine gelince, mesala seni bir hakimin yanina verirler, bak kulum ben hakim olunca, ne yaparim bak gör ögren denilir ona, ve hakimin yaninda cirak cikar. eger orda hakim olupda, hak yemeyi ögrenirse, yalancilarin avukati olur, dangillarin sözcüsü olur, kafirlerin yardimicisi olur, ve sinifda kalir, ikinci hayatta ona o yedigi haltlar, yaptgi haksizliklar taddirilir, ve atarlar sucsuz yere hapse, ve seenlerce orda adalet ve dogru hakim bekler, senmisin allahin adaletine ve hakim ismine dangillik eden, ve yine Raşid ismini ögrenecek ögretmen ederler adami, Allah nasil ögretmenilk eder ögrenir, ve eger ögrenemezse, bunu anlamazda ögretmenlige raşidlige hiyanet ederse, iliminin zekatini verip, insan vce cocuk yetiştirmezse, başina ......


ve böylece insan, işde Allahin ismlerinde mahir olunca, ve bu nefsin iki türlü boyutu vardir bir "nefsi kamile" birde "nefsi kamil" yani aynen bir rahman erkek ve zeker cikintili, ve birde rahim girintili cukurlu, bir dag ve bir göl veya deniz gibi oldugu gibi, nefsi kamil erkek, versiyonu ve kamile ise cukurlu, ve eger kamileyi ögrencekse,yani dişi SADIK degil SIDIKA yani yeni versiyonu onun dişi ve kadin olcakdir. ne zaman kamileye erdi o zaman bir kiz cocuk olarak dogar artik. veya nefsi kamil e erdi hep erkek olanlarda ilerledi, yani rahman kamil ,sadik SIDIKA, rezzak, rizika saffet safiye, gibi dogacagi versiyonu onun kemal buldugu veya anlayamadigi takildigi yerde, daha iyi anlamasi icin, dangilliginin gitmesi icin, yeni versiyonu, o isimde olur, yani saf ve temizligi mi anlamadi onu saffet veya safiye eder dogurtur bir anadan Allahu Teala de, temizlik saflik nedir ögretirler, ve yeni versiyonda temizlik hastasi olur cikar,......
ve böylece Allahin herşeyi ciftler, zevcler, ZIT kutuplar halinde yarattigi hikmeti aciga cikar, ve insan ya dogacagi yeni versiyonu olan bir erkek cocukla kemala erer, yada kadin ve dişi KIZ cocukluga erer. ve seyri süluk artik, onun kemalatina bakar, hangi dersden sinifta kaldigina bakar, hangi dersden zorlandiysa, ve sinifda kaldiysa, o ders ve o isim ile dogar, ve ona bir ömür boyu ögretilir artik.
ve Allahin milyonlarca isimi ve sifati vardir ancak, Allah bunlardan 99 icin bunlar, en güzel ismlerimdir buyuruyor, ve bunlari "(esmaül hüsnayi) ögrenen(yaşyan tadan) cennete yol bulur" dedi muhammed, yani anne karnina gecip dogar demekdir.

Rabbim bu makama ulaşinca, DANGILLLARDAN, ahmaklardan, cahil cühelalardan olmakdan muhafaza buyursun hepimizi.
ulaşabilirsniz bu makama makaminiz mübarek olsun.



Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 1Mart 2016 Salı

Original Kar © glan