Menu

Sponsor2

Sonntag, 26. August 2018

Cennetler Kuran Adam ile Cennetler Yıkan Adam (Kar©glanin 25 Ağustos 2018 Vaazi)

Cennetler Kuran Adam ile Cennetler Kapatıp Yıkan Adamın Mücadelesi


(Kar©glanin 25 Ağustos 2018 Vaazi)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İreme zâtil imâd. Elletî lem yuhlak misluhâ fîl bilâd.

Meali :

Sütunlar Şehri İrem e Andolsun. O İrem Şehri ki, beldeler ve ülkeler içinde onun bir eşi daha yapılamadı.

Sadakallahul Aziym FECR Suresi 7 ve 8. aye


---oOo---
Ebu Hüreyre'den rivayet edilen bir hadîs-i şerife göre,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Kim Allah'a ve elçisine îmân eder, namazı kılar, zekâtı verir ve ramazânı oruçlu geçirirse; ister Allah yolunda hicret etsin, isterse doğduğu yerde otursun; Allah'ın onu cennete koyması kendisi için bir haktır.”

"Ey Allah'ın Rasûlü, bunu insanlara müjdelemeyelim mi?" diye sordular. Allah Rasûlü şöyle buyurdu:

"Cennette yüz derece vardır ki; Allah Teâlâ bunları Allah yolunda cihad edenler için hazırlamıştır. Her iki derece arasında gökle yer arası kadar mesafe vardır. Allah'tan istediğiniz zaman Firdevs'i isteyiniz. Muhakkak ki o, cennetin ortası ve en yüksek yeridir. Onun üstü Rahmanın arşıdır ki cennet ırmakları oradan kaynar.”

( Hadis-i Şerif , Buharî, Tavhid, 22; Müslim, İmare, 46)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَعَدَ اللّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vaadallâhul mu’minîne vel mu’minâti cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adnin, ve rıdvânun minallâhi ekber(ekberu), zâlike huvel fevzul azîm.

Meali :

Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn (veya ADNAN) cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.

(Sadakallahul Aziym TEVBE Suresi 72. ayet)

Cennet ve Cehennem Kavramlarimiza Devamen

ADN CENNETİ veya ADNAN CENNETi

"Adn" sözlükte yerleşmek, bir yerde iskân etmek anlamına gelir.

Adn Cenneti, peygamberlere, sıddîklara, şehidlere mahsus, içinde gözlerin hiç görmediği, insanın hatırından geçmeyen muazzam güzelliklerin bulunduğu muhteşem Cennet'in adıdır. Bu tarif Hz. Peygamber'den rivayet edilen bir hadîse dayanılarak yapılmıştır. Allahü Teâlâ buraya giren kimseleri överek "Sana girecek olanlara ne mutlu!" buyurmuştur.

Ayrıca Adn Cenneti'ne Cennet'teki bir şehir veya nehir ismi diyenler de vardır. (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Beyrut (t.y.) II, 207; el-Beydâvî, En vâru't- Tenzîl, Mecmefu't- Tefâsir III, 157; en-Nesefî, Medarikü'l-Tenzîl; III, 157-8; el-Hâzin, Lubâbü'tTevîl, III, 157) Bunlardan başka Cennet'in en üst makamı, Cennet'in ortası, birçok kapılı burçları olan Cennet'teki bir köşk diyenler de vardır (el-Hazin, a.g.e., III, 158) Ancak bu görüşlere pek itibar edilmeyip Adn Cenneti'nin ayrı bir makam ve hatta "Cennetler"den ibaret olduğu ifade edilmektedir.

Adn Cenneti Kur'an-ı Kerim'de ondan fazla yerde geçmektedir. Dünyada yaptıkları işe göre buraya girebilecek olan müminler ve Adn Cenneti'nin güzelliği bu ayetlerde açıklanmıştır: "Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, kendileri içinde ebedî kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan Adn Cenneti'ni ve çok güzel meskenler va'd etti Allah'ın rıdvânı (rızası) hepsinden daha büyüktür. İşte bu, büyük kurtuluştur" (et-Tevbe, 9/72) "Sana Rabbinden indirilen şeyin gerçekten hak olduğunu bilen kimse, (onu bilmeyen) kör gibimidir?Ancak sağduyu sahipleri iyice düşünürler O sağ duyu sahipleri ki, Allah'a verdikleri ahdi yerine getirirler, anlaşma ve sözleşmelerini bozmazlar Yine onlar ki, Allah'ın ulaştırılmasını (yerine getirilmesini) istediği şeyi ulaştırırlar Rablerinden korkarlar ve kötü hesabtan da endişe ederler Onlar ki, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazlarını dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açıktan Allah yolunda harcarlar, kötülüğü iyilikle savarlar; işte bunlara dünya yurdunun güzel sonucu, girecekleri Adn Cennetleri vardır. Bunlardan, eşlerinden, çocuklarından, kendilerini düzeltip, iyiler sınıfına girenler de onlarla beraber oraya gireceklerdir Melekler de her kapıdan onların üzerlerine girerler de, "sabretmenize karşılık selâm size, burası dünya yurdunun ne güzel sonucudur!' derler" (er Ra'd, 13/19-24; Ayrıca bk. en-Nahl, 16/31) Diğer bir ayette de (el-Kehf, 18/30-31) söz konusu cennetlere gireceklerin özellikleri olarak şunlar sayılmaktadır: Allah'a iman etmeleri ve güzel, yararlı işler (salih amel) yapmaları. Öbür bazı ayetlerde de (Meryem, 19/60-61; Tâhâ, 20/75-76) tevbe edip, iman eden ve yararlı işler yapanların da Adn Cenneti'ne girecekleri haber verilmektedir. Kur'an-ı Kerim'de hayatlarında iman ederek kendilerine zulmetmeden, orta (muktesid) bir yol tutanlar, hayırda ileri gidenler de aynı şekilde bu Cennet'e girecekleri ve burada altın bileziklerle ve incilerle süslenecekleri, elbiseleri ipekten olacağı açıklanarak, Adn Cenneti'ne girdikten sonra Allah'a hamdederek, kendilerinin sonsuz olarak kalacakları bir konağa yerleştirilecekleri ve artık orada kendilerine ne bir yorgunluk, ne bir usanma, ne de bir bıkkınlık gelmeyeceği (Fâtır, 35/32-) anlatılmaktadır.

Adn Cennetlerine girenlerin her an Cemalullah'ı görebilecekleri bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından bildirilmektedir. (Buhârî, Tefsir 55; Müslîm, İman 296)

Müfessirler Adn Cenneti hakkında iki görüş olduğunu ifade ederler. Birincisi el-Kesşâf'da da geçtiği gibi, Adn Cenneti belirli bir yerin özel ismidir. Nitekim çesitli rivayetler bu görüşü desteklemektedir. Meselâ, Hz. Peygamber de bir gece kendisini iki meleğin uyandırarak, çok güzel bir şehre götürdüklerini, Cennet-i Adn'ı ve buradaki kendi menzilini (konağını) gösterdiklerini anlatmışlardır.(Tecrid-i Sarih Tercemesi, XI, 111)

İkinci görüşe göre ise, Adn Cenneti, Cennet'in bir sıfatıdır. Bazı âlimler bunun için, bütün Cennetler Adn Cennetidir demişlerdir (el-Hazin, a.g.e., III. 158) Meâllerini verdiğimiz ayetler de, daha çok bu görüşü destekler mahiyettedir.[1]

Bizim yorumumuz ise: Bizler şimdi cenet vaktindeysek, "adn" cennetide burada olmali degilmi? peki nerede? adn köşkler demek gibidir ve Adn cennetide eger bu dünyamizdaysa, o zaman Adnan Oktar cennetide "adn" cenetlerinden bir cennet idi :



Adnan köşklerinin, kuranda gecen cennet tasvirlerinden farki nerede, kim inkar edebilirki, bunlarin cennette gibi yaşadiklarini, kim haa? yani öyle olunca zamaniz altin cag ve cennet dönemi ise, o zaman Adan Oktar "cennet kuran" yada "cennetler kuran adam" lardan bir adam iken, Tayyip amcada, böyle cennetleri yikip yok eden adam olmadida, daha ne o zaman. Yapmak veya yikmak,iki ayri kuvvet ve ayri grubun mensublari demek olur. cennet ise müminlere vaadedilen makam iken, müminlerden o makami alip onlari, inidirmeye calişan, ve cenentlerden kovdurmaya calişanlar ise, şeytan ve askeri degilmiydi, o zaman kim kimdir, kim kimden yana olmak istiyorsa, buyursun ondan yana olsun artik, beyin bedava, anlamak cocuk akliyla bile kolayken, anlamayan öküz akilli dangalakdir.
Dün bunun benzeri ahmaklar, dedikya kep şapkayi, fötr şapkayida inkar ettiler, o vakitki giyilen şapka ise nasrettin kavugu, nasrettin kavugu dahami güzel be adam, kafana koca kabagi gecirip, üstüne caput dolayipda gezince, senin modan güzelde, bu kep modasi fötr modasi cokmu cirkin, yani ahmaga laf anlatilmaz, o devirdeki ahmak, bu devirde de ahmak, ve ahmak ahmakdir.

Yine eskiden bizimkiler, evinde yakacak çırayı bulmazken, aydinlanmk icin çıra kullanirken, iranli ateşperest denen adamlar petrol ge gaz diyari iranda gazyagini bulmuşlar, ve minarede ateş yakarlarmiş ki, sokaklarda gece aydinlik olsun diye, ve düşman gece saldirirsa görelim diye, yine sokakda yürümek geceleride kolay olsun diye. Bizimkiler ne yapmiş, oralari işgal edip, havralari cami yapmişlar, ateşleride söndürmüşler, altinin kiymetini sarraf anlar, ahmak ne anlasin minaredeki ateşden, ateşe tapiyor zannediyor onlari, yine amerikada ilk defa sokak aydinlatmasini düşünen adam, yagli kandillerle bir sokagi aydinlatmiş, ardinada edison ile tesla kafayi caliştirip elektrikli lambayi icat etmişler ve sonrada sokak aydinlatmasini elektrikle yapmişlar, daha bizimkilerin sokak aydinlatmasina ermeleri ise, oh ooooooh seneler sonra, yani mecusi diye minaredeki ateşi, sokak aydinlatmasini söndüren ahmakdan ne beklenir ki, sonunda da böyle bir icade ermek bile seneler alir elbet.
ve bizler ise sokaklar gece gündüz aydinlik, evlerde nurlu nurlu aydinlaticalari bulunan, köşklerin vaktindeki, cennet ehli kimseleriz, ve zamanizda goldene zeit işte.

ve yine bir başka cennet tasvrimiz ise
Dün bir tane eşegi, ati olmayan adamlarin, bu gün Mercedes, BMW, Honda, Toyata, Ford,... arabasi var, ve dün kendi karnini zor doyuran insanlik, bir tane eşegi devesi olan zengindi, amma ona dökecek yemi samani olmasi lazimdi, birde onu ekecek arazisi lazimdi, bu gün ise en kücük PS bir araba demek : mesela 55 PS veya 45 Kw bir golf demek bile, 45 beygir gücünde araba demek, o nun ahirinda 45 tane beygir (at) bagli demek olmazmi bu? onun yemini suyunu, yani benzinini yagini alabiliyor, yagini, nalini, yani lastiklerini caktirabiliyor, ve herkes nerdeyse daha 17 yaşinda bir gencin bile, bazi yörelerde ve devletlerde kendine mahsus arabasi var, hemde 130ps, 150ps arabalar, yani adamin 150 tane beygiri var ati var demek olur bu, bu zenginlik nerde eski devirde, neymiş hazreti osmanin 3000 devesi varmişmişda, ümmeti muhammede bagişlamişmiş, lan cölde 3000 deveyi hangi otla besleyecek osman efendi haa, amma bugün adamin özel ucagi var 3000 ps gücünde, yani 3000 devesi var işde, yani öyle olunca, yine bizler binekler hususunda cennetlerdeyiz, her türlü binekden yana zengin bir cag ve rakebe yani binekler cennetindeyiz işte...

Yine gecene haftalarda dedik ki : Bu devirdeki en kuvvetli hafiz, 20 000 hadis bile ezberleyemezken, şimdki dijital hafizlar, yani hafiza kartlari externe veya interne festplatteler, SD flash kartlar, usb sticks ler bile icine daha fazla hadis, ayet, kitap, kuran, tevrat,video ,mp3,audio, alabilcek gücte. ve o gecen yanlişlikla festplatteyi 3 gigabyte diye diretmişiz, halbuki onu Terabyte demek istemişdim, yanlişlik olmuş, yani bir festplattenin büyüklügü yaklaşik olarak 13 cm eninde 20 yada 45cm boyutunda, daha kücükleride var, ve amma icine aldigi ise, al gel Ankara büyük kütüphanenin, pdf dosyasini icine koy, neredeyse hepsini alacak kadar, yada iki tane 3 tanesine sigar yani ve hemde hic yanlişlik yapamaz tam hatirlar nasil kaydetesen onu aynen san bildirir elektrigi oldugu zaman unutmaz hatirlar ve hatirlatir, yani yine devrimiz kuvvetli hafizlar devri ve cenneti vakti...

Buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyiniz” diye nida edecekdir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacaktır. Buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyiniz” diyecektir."

( Hadis-i Şerif )

(El-kavl-ül-muhtasar fi alamat-il-Mehdi) kitabında bu hususta bildirilen birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Mehdi, çıkarken başında bir sarık olacak ve bir münadi, “Bu, Allah’ın halifesi olan Mehdi’dir, ona uyunuz” şeklinde nida edecektir.)

(Mehdi, başının üzerinde, “Bu Mehdi’dir, ona uyunuz” şeklinde çağıran bir melek olduğu halde çıkacaktır.)

(Hiçbir tarafın kendisinden korunamayacağı bir fitne zuhur edecek. Bu fitne, çıktığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak ve bu durum, bir münadinin semadan seslenerek, “Ey insanlar, emîriniz artık Mehdi’dir” demesine kadar devam edecektir.)

(Mehdi’nin zuhuru Muharrem ayında olacak ve semadan gelen bir nida, “Bu, Allah’ın halifesi Mehdi’dir, ona uyunuz ve sözünü dinleyiniz” diyecektir.)

Mehdi sıradan bir insandır, kerameti, harikulade halleri yoktur, bir meleğin, “Bu Mehdi’dir” demesi gibi bir şey olamaz. Böyle bir şey imtihana aykırıdır, insanın seçme iradesini kaldırır. Mehdi’nin geldiğinin gökten haber verilmesi, telefonla, radyo veya TV ile bildirilmesi demektir) diyenlerin maksadı nedir? Kendilerini veya hocalarını mı Mehdi yapmak istiyorlar?
CEVAP
Belki de o maksatla söylüyorlardır. Hazret-i Mehdi’de birçok olağanüstü olaylar görülecektir. Bu harikulade olaylar, imtihana aykırı değildir. Öyle olsaydı, Peygamberlerin mucizelerini gören bütün müşrikler, hemen iman ederdi. Her peygamberden mucize görüldüğü halde, inanmayanlar daha çok olmuştur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Hazret-i Mehdi’nin zuhurunun alametleri, Peygamber efendimizin peygamberliğinin bildirilmesinden önce ortaya çıkan irhasat gibidir. Nitekim Peygamber efendimiz ana rahmine düşünce, yeryüzündeki bütün putlar yüzüstü düştü. Bütün şeytanlara işlerinden el çektirildi. Melekler, İblis’in tahtının altını üstüne getirerek, onu denize attılar ve ona kırk gün azap ettiler. Doğduğu gece, Kisra’nın sarayı sallandı, 14 kulesi düştü. Mecusilerin bin senedir sönmeyen ateşi söndü. Hazret-i Mehdi de, büyük bir zat olup, sayesinde İslamiyet’e ve Müslümanlara üstün bir takviye hâsıl olacağından ve evliyalığının maddî ve manevî açıdan büyük bir etkisi bulunacağından, kendisi harikulade birçok keramete sahip olup, döneminde olağanüstü alâmetler zuhur edecektir. Bu yüzden, Resulullahın irhasatı gibi olağanüstü işler, Hazret-i Mehdi’nin zuhurundan önce de ortaya çıkarak, onun alametleri olacaktır. [2]
yani bakin Bugün bulut denen sanal festpattelere işaret degilde ne bu? yani bir münadi nida edecek demekde, bir sunucu bunu suncak, yani mehdinin sesini ve görüntülerini icinde taşiyip yayinlayan bulut, sanal bulut, yani ve bu bugün microsoft unkinin ismi "One Drive" geciyor google amcaninki ise "Drive" yine ve yine yandex sunucusunun hizmeti var "yandex Disk" şeklinde, festpalatte hizmeti, icine 15 giga byte bedava depolama alani veren yer var, 30 veren, 50 veren yer var, "box com" diye bir yer vardi onuda kullandim, 50 giga byte veriyordu hemde bedavaya, ve niceleri vardir daha şimdi, ve ben onlari, iki sene önce kullanmaya başlamişdim, bu gün daha niceleri cikmiştir, yani bulut işte bulut, dijital sanal hafiza kartlari yani.... ve ben bu sayflarimi ve şimdiye kadarki vaazlarimi radyo karoglani kurdugumda ilk önce dogu almanya lokasyonlu revidodan başladim sonra isvicre lokasyomna gecitim mail deposu ile bitlikte 100gB alnnim vardi ve parlaio idi aylik 17 Euro ydu ve artik şimdiki bu serverim yine başka bir server, yine sanal sunucu hizmeti, hosting ve depolama hizmeti yani, ve vaazlarimiz orda, havada sanki bir bulutta depolu, işte isteyen, istedigi zaman acip dinleyebiliyor okuyabiliyor,
  

https://radyo.karoglan.com/

veya okumak icin bu sayfalarim yani

 

 
 https://efsane1turk.net/forumdisplay.php?fid=9


Dün bunu Hz. Muhammed Aleyhisselatüvesselam efendimiz nasil tarif etsinki, işde bulut tarifi ne güzel degilmi, buluttan herkes alip dinliyor bir nidaci nida edip duru, yani internet hizmeti kardeşim, az kelime ile bulut tarifi işte...

Gelelim Raşidi Zikirinin faydlarini acklamaya devamen

yasin suresinin birinci sayfasini veya tamamini okumak hakkinda

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Her şeyin bir kalbi (özü) vardır. Kuran’ın kalbi de Yasin dir. Her kim Yasin-i Şerif’i okur ve onun içindekilere göre yaşarsa, Allah ona Kuran-ı Kerim’i on kere okumuş kadar sevap yazar."

( Hadis-i Şerif , Tirmizi, Fedaiü’l-Kur’an, 7; Darimi, Fedaiü’l-Kur’an, 21, no.3419)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Her kim bir gece içerisinde Yasin-i Şerifi okursa, sabaha affolunarak çıkar."

( Hadis-i Şerif , Beyhaki, Sünenü’l-Kübra, 5/154; Zebidi, İthafü’s-sâde, 5/154)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Bir kişi, Allah’u Teala’nın rızasını ve Ahiret yurdunu isteyerek okursa, mutlaka bağışlanır."

( Hadis-i Şerif , Darimi, Fedaiü’l-Kur’an, 21, no.3418; Münziri, Tergib ve Terhib, 2244)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Yasin-i Şerif-i okuyanın geçmiş günahları affedilir."

( Hadis-i Şerif , Darimi, Fedaiü’l-Kur’an, 21; Zebidi, İthafü’s-sade, 5/154)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Yasin Suresi, bütün Kuran’a denktir."

( Hadis-i Şerif , Darimi, Fedailü’l-Kur’an, 21, no.3418)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Kim sabaha ulaştığında Yasin’i okursa, ona, akşama ulaşıncaya kadar o günün kolaylığı bahşedilir. Kim de onu bir gecenin başlangıcında okursa, ona da sabaha ulaşıncaya kadar o gecenin kolaylığı bahşedilir.

( Hadis-i Şerif , Darimi, Fedailü’l-Kur’an, 21,no.3422)

dah bircok hadis ile sabittir yasinin faziletleri

yine perşembeleri ölülerimize ve yaşayan sevdikleimize sevenlerimize okudugumuz yasin ihlas ve fatiha hakkindada:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"İnsan ölünce (salih) ameli kesilir. Ancak üç amel (in sevabı) kesilmez: Sadaka-i cariye (kamuya yararlı sadaka), faydalanılan bir ilim ve arkasında kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakmak (veya birilerini bırakmak, alim ise, ardindan okuyacak amil kimselerde sofileride müridleride aynidir)”

( Hadis-i Şerif , xxx)


Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Yasin, Kur'ân'ın kalbidir. Onu bir kimse okur ve Allah'tan âhiret saadeti dilerse, Allah onu mağfiret buyurur. Yâsin'i ölülerinizin üzerine okuyunuz."

( Hadis-i Şerif , Müsned, V/26)

Bu hadis-i şerif, Yasin Sûresinin hem ölüm döşeğinde olan hastaya okunmasına hem de ölmüş mü'minlerin ruhuna bağışlanmak üzere okunabileceğine işaret etmektedir.

Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) rivayet ettiği şu hadis-i şerif de meseleyi açıklığa kavuşturmaktadır:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Kim babasının veya anasının veya bunlardan birisinin kabrini cuma günü ziyaret ederek orada Yasin sûresini okursa, Allah kabir sahibini bağışlar."

( Hadis-i Şerif , İbni Mace Tercemesi, IV/274)

Bir Fâtiha'nın veya okunan bir Yâsin'in bütün ölülerin ruhuna aynı şekilde hiç eksilmeden nasıl ulaştığını da Bedüzzaman'dan bir nakille öğrenelim:

"Fâtır-ı Hakim nasıl ki, unsur-u havayı; kelimelerin, berk (şimşek) gibi intişarlarına ve tekessürlerine (yayılma ve çoğalmalarına) bir mezraa (tarla) ve bir vasıta yapmış ve radyo vasıtasıyla bir minarede okunan ezan-ı Muhammedi (a.s.m.) umum yerlerde ve umum insanlara aynı anda yetiştirmek gibi; öyle de okunan bir Fatiha dahi, meselâ, umum ehl-i imanın emvâtına (ölülerine) aynı anda yetiştirmek için hadsiz kudret ve nihayetsiz hikmetiyle manevî âlemde, mânevî havada çok manevî elektrikleri, manevî radyoları sermiş, serpmiş; fıtri telsiz telefonlarda istihdam ediyor, çalıştırıyor."

"Hem nasıl ki, bir lamba yansa, mukabilindeki binler aynaya, her birine tam bir lâmba olur. Aynen öyle de, Yâsin-i Şerif okunsa, milyonlar ruhlara hediye edilse, her birine tam bir Yâsin-i Şerif düşer. (Şualar, s.576)

Zaten kabirdeki yakınlarımız devamlı surette bizden yardım beklemektedir. Bizden gelecek bir dua, bir Fatiha, bir İhlâsla nefes alabileceklerini bilmektedir. Çünkü kabir o kadar çetin şartlarla iç içedir ki, en küçük bir mânevî yardım dahi onun ruhunu serinletecektir. Bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyururlar:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Ölen kimse kabrinin içinde boğulmak üzere olup da imdat isteyen kimse gibidir. Babasından yahut kardeşinden veya dostundan kendisine ulaşacak duayı beklemektedir. Nihayet dua kendisine ulaştığında bu duanın sevabı ona dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha kıymetli olur. Muhakkak ki, hayatta olanların ölüler için hediyeleri dua ve istiğfardır."

( Hadis-i Şerif , Mişkatü’l- Mesabih, I/723)

Şu ifadeler de Hanefî alimlerine aittir:

“Ehl-i Sünnet ve cemaate göre, bir insan namaz, oruç Kur’an’ın okumak, zikir, hac gibi işlediği güzel amellerinin sevabını başkasına hediye edebilir

(bk. Fethu’l-kadîr, 6/132; el-Bahru’r-Raik,7/379- Şamile-; Reddu’l-Muhtar, II/263)

"Bir mezarlıkta okunan ve oradaki bütün ölülerin ruhuna hediye edilen Kur’an’ın sevabı, bölünerek mi, yoksa bölünmeden mi onların ruhuna gider?” şeklindeki bir soruya karşılık, Şafii alimlerinden İbn Hacer; “Her ölüye okunan Kur’an’ın sevabı bölünmeden tam olarak ulaşır, bu Allah’ın geniş rahmetine en uygunudur.” diye cevap vermiştir(bk. Buğyetu’l-musterşidîn, s.97).

Hanefi mezhebine göre ölü yıkanmadan yanında Kur'an okumak mekruhtur. Başka bir odada veya uzak bir yerde okunmasında bir sakınca yoktur. Ayrıca ölü yıkandıktan sonra yanında Kur'an okunabilir.

Ayrıca defin esnasında cenazenin defin işi sürerken Kur'an okunmaz. Ama defin işi tamamlandıktan sonra kabrin başında bir müddet oturmak ve ölü için dua edip Kur'an okumak müstehaptır.(bk. Celal Yıldırım, İslam Fıkhı; Doç Dr. Süleyman Toprak, Kabir Hayatı) [3]

Mu'tezile mezhebi, ölüye dirilerin yaptıkları hiç bir şeyin fayda vermeyeceğini iddia eder.
(İbn Kayyım el-Cevziyye, er-Ruh, 117; Beyrut, 1975.)

Onlar iddialarına delil olarak da

"İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur." (Necm Suresi, 39)

"Siz, ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz." (Yasin Suresi, 54)

"Herkesin kazandığı hayrın sevabı kendine, yaptığı fenalığının zararı da yine kendinedir.” (Bakara Suresi 286)

gibi ayetleri gösterirler. Halbuki Ehl-i Sünnet alimlerinin hepsi, hangi amelin fayda verip, hangisinin fayda vermeyeceği meselesinde ihtilaf etmişler ise de, ölüye başkalarının yapacağı amellerin de fayda vereceği hususunda ittifak etmişlerdir. çünkü bu konuda, bazı amel ve iyiliklerin fayda vereceğine dair, apaçık ayet ve hadisler vardır. Mesela, dua ve istiğfarın faydalı olacağına,

"Onlardan, sonra gelenler şöyle derler: Ey Rabbimiz, bizi ve bizden önce imanla geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma.” (Haşr Suresi, 10)

ayet-i kerimesi delalet etmektedir. Bu ayet-i kerimede Cenab-ı Hakk, daha önce iman edip de göçmüş olan kardeşleri için istiğfar eden mü'minleri övmüştür. Eğer istiğfarın ölülere bir faydası olmasaydı, Allah Teala onları övmezdi.
(Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de

"ölüye namaz kıldığınız zaman ona gönülden dua edin.” (Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 59)

buyurmuş ve kendisi de kıldığı cenaze namazlarında ölü için dua etmiştir. Şayet bu namaz ve duanın ölüye bir faydası olmasaydı, Rasulullah (s.a.v) bunu ne kendi yapardı ne de başkalarına emrederdi.
(Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453)


Halbuki O, kendisi de birinin cenaze namazını kıldırırken

"Allah'ım, filan oğlu filan senin güvencende, senin koruman altındadır. Onu kabir fitnesinden ve Cehennem azabından koru. Sen vefa ve övgü sahibisin. Allah'ım onu bağışla, ona acı! Muhakkak ki sen çok bağışlayan, çok acıyansın.”

(Ebu Davud, Cenâiz, 56)

diye dua etmiştir. Kaldı ki Cenaze namazının kendisi de ölü için bir duadır. Allah için namaza, meyyit / meyyite için duaya... diye niyet edilir. Eğer ölünün ruhuna yararı yoksa bunun bir anlamı kalmaz.

Kendisi zaman zaman Baki kabristanını ziyaret ederek kabirdekilere selam vererek dua ederdi.

(Müslim, Cenâiz, 103; İbn Mâce, Cenâiz, 36; Nesâî, Cenâiz, 103)

Eğer selamı onlara ulaşmasa ve duası fayda etmeseydi, bunu yapması abesle iştigal olurdu ki O, bundan münezzehtir. [4]

Allah Resûlü (s.a.s.), Kur'ân okumanın fazileti üzerinde durmuş ve bunu fiilen uygulamıştır. Meselâ:

"Ümmetimin en faziletli ibadeti Kur'ân okumaktır."

(Münavi, Feyzu'l-Kadir, 2/44)

Bir adam:

- "Ya Resülallah! Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir"? diye sordu. Hz. Peygamber:

- "Konup göçendir" cevabını verdi. Adam:

- "Konup göçen kimdir?" diye sorunca,

- "Kur'ân'ı başından sonuna kadar okuyan, bitirince de tekrar başlayandır" cevabını aldı.

(Tirmizî, "Kur'ân," 11)

"Allah evlerinden bir evde, Allah'ın kitabını okumak ve aralarında müzakere etmek için toplanan kimselerin üzerine sekine iner, onları rahmet kuşatır, melekler etraflarını sarar ve Allah onları kendi katında bulunanlara överek anlatır."

(Ebû Davud, "Vitr", 14; Tirmizî, "Kur'ân", 10)

"Üç zümre vardır ki, onları Kıyametin dehşeti korkutmaz, onlar için hesap zorluğu yoktur, diğerlerinin hesabı bitinceye kadar onlar misk tepecikleri üzerindedirler. Bunlardan birisi, Allah'ın rızasını kazanmak için Kur'ân okuyan kimsedir."

(Taberanî'den Münzirî, et-Terğîb, 1/311)

Zikirimize verdimigimiz Hizb isminin neredn geldigi hususundada

Evs b. Huzeyfe'nin bildirdiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine'ye gelen bir heyete her gece yatsıdan sonra sohbet ederdi. Fakat bir gece gecikti. Sebebi sorulunca,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Bu gün Kur'ân'dan okuma itiyadında olduğum hizbimi okumamıştım. Onu bitirmeden gelmek istemedim" buyurdular.

( Hadis-i Şerif , (Ebû Davud, "Ramazan," 9)

Ravi Evs b. Huzeyfe diyor ki, sabah olunca ashaba, "Siz Kur'ân'ı kaç hizbe bölersiniz?" diye sordum; onlar, "Üç, beş, yedi, dokuz, on bir, on üç ve hizbu'l-mufassal olarak bölüyoruz"
dediler.

Bizim zikirimizde, bizim kurani böldügümüz iki Hizbimizdir. "Hizbül Kasr" ve "Hizbül Kebir"

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Ölüyü (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri bâki kalır. Ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle bâki kalır."

( Hadis-i Şerif , Buhari, Sahih, Rikak,42; Müslim, Sahih, Zühd, 5)

Ölüler Kendilerini Ziyaret Edenlerden Haberdar Olurlar mı?

Bedir savaşında harbin sonunda Kureyş'den ölenler bir kuyuya dolduruldu. Allah Resulü (s.a.v) onlara hitap ederek: Ey filan oğlu filan ve falan oğlu falan! Allah ve Resulünün size va'd ettiklerini gerçek buldunuz mu? Ben Allah'ın bana va'd ettiğini gerçek buldum, dedi. Hz. Ömer: Ey Allah'ın Resulü! Ruhsuz cesetlere nasıl hitab ediyorsunuz? diye sorunca Peygamberimiz:

"Benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi duyamazsınız. Şu kadar var ki, onlar cevap veremezler.” buyurdu.

( Hadis-i Şerif , Müslim, Cennet, 76, 77.)


Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir kabrin yanından geçerken yanındakilere

"Selam size ey mü'minler yurdunun sakinleri!" diyerek selam vermelerini emir buyurmuşlardır.

( Hadis-i Şerif , Müslim, Cenaiz, 102; Ebu Davud, Cenaiz, 79; Nesâî, Taharet, 109; İbn)

----oOo----
SIR SIRA, SIR da Başka bir SIRA bagli

Peygamberler Allah’ın vermediği bir mucizeyi hayata geçiremezler.) İşte Yüce Allah Hz. İsa’yı peygamberlik ile şereflendirdiğinde Hz. İsa, İsrailoğullarına giderek onlara peygamber olduğunu söylemiştir. Ancak İsrailoğulları (Yahudiler) buna inanmamışlar ve Hz. İsa’dan bir mucize göstermesini isteyerek şöyle zor bir teklif getirmişler:

"Bize, hiçbir hayvana benzemeyen çamurdan bir hayvan yap. Şu vasıfları bulunsun; Kuşlardan çok süratli uçsun, kuş gibi fazla tüylü olmasın, havada [planör gibi] durabilsin, gagasız, fakat dişleri olsun, karanlıkta görebilsin, insan gibi gülsün, kadın gibi hayz görsün, süt çıkan memeleri olsun! Yumurtlamasın, yavru doğursun! Yavrularını yanında taşıyabilsin!"

Bunun üzerine Hz. İsa, Yüce Allah’ın ona verdiği mucize ile çamurdan bir hayvan şekli yapmış ve bu şekle üfürünce, İsrailoğullarının istedikleri vasıfta bir hayvan meydana gelmiştir. İşte günümüzde yarasa olarak bildiğimiz canlının yaradılışı bu şekilde meydana gelmiştir. Bu konu Kitabımız Kuranı Kerimde yer alan Al-i İmran suresinin 49. ayet-i kerimesinde bildirilmektedir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَرَسُولاً إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُم بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُم مِّنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللّهِ وَأُبْرِئُ الأكْمَهَ والأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَى بِإِذْنِ اللّهِ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve resûlen ilâ benî isrâîle ennî kad ci’tukum bi âyetin min rabbikum, ennî ehluku lekum minet tîni ke heyetit tayri fe enfuhu fîhi fe yekûnu tayran bi iznillâh(iznillâhi), ve ubriul ekmehe vel ebrasa ve uhyîl mevtâ bi iznillâh(iznillâhi), ve unebbiukum bi mâ te’kulûne ve mâ teddehırûne, fî buyûtikum inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîn

Meali :

Allah, onu (Hz isa yi) İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.”

(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 49. ayet)

Ancak akla şu sorular gelmektedir: Acaba İsrailoğulları Hz. İsa’dan neden başka bir canlı değil de bir yarasa yaratmasını istediler? Bunun bir sebebi var mı? Evet, bunun bir sebebi vardır ve bu sebep şudur: Yarasa Allah’ın yarattığı tüm canlılar içinde en acayip ve en farklı özellikleri olan yaratıklardan birisidir. İsrailoğulları Hz. İsa’dan, alışılagelmiş kuşlardan farklı bir kuş yaratmasını özellikle istemişler. Onlara göre Hz. İsa normalin dışında bir kuş olan yarasayı yaratamayacak ve böylece onun peygamberliğini kabul etmeyeceklerdi. Çünkü Allah İsrailoğullarına pek çok peygamber göndermesine rağmen onlar her seferinde haktan ve hakikatten uzaklaşmışlardır. Hakkı değil batılı tercih etmişlerdir. Onlara gönderilen Hz. İsa’nın peygamberliğine de karşı çıkmışlar ve onu öldürmeye çalışmışlar.

isa aleyhisselamdan mucize istediler ve yerden camur aldi bir kuş yapti ve üfürdü kuş gece kuşu yarasa oldu uctu
ve gece kuşu düşmanlarindan saklanma icin karanligi secmiş ve yine zeytinin yagini cikarinca ancak karanlik da veya karanlik şişede saklanirsa icindeki omege muhafaza oluyor, yoksa omega ölüyor yani.
isanin ve isa kuşunun düşmanlari :
Yarasa yaratildignda güneş ona düşman olmuş ve demiş onu nerde görsem yakacagim!
ve o tüylü degil ciplakdir, cildi hassasdir, güneşe ciksa yanar kavrulur, Allah ona buyurdu : sana avlanma vakti gerceyi ve gece gözünü radari verdim...
yilan düşman olmuş ve demiş seni nerede görsem sokup öldürecegim!
Alllah buyurdu senin dişkina öyle bir şey koydum ki, onun kokusundan dolayi, yilan senin yuvana bile yaklaşamayacak....

Şimdi gelelim yarasayı diğer kuşlardan farklı kılan özelliklere. Yarasayı diğer kuşlardan ayıran belli başlı özellikleri şöyle sıralayabiliriz.

Yarasanın eti ve kanı var.

Kanatları olmadan uçar.

Hayvanların doğumu gibi doğum yapar.

Diğer kuşlar gibi yumurtlamaz.

Yarasanın memeleri vardır.

Yavrusunu süt ile besler.

Yarasa gündüzün aydınlığında ve gecenin karanlığında göremez.o gözü ile görmez o gece görüŞimdi gelelim yarasayı diğer kuşlardan farklı kılan özelliklere. Yarasayı diğer kuşlardan ayıran belli başlı özellikleri şöyle sıralayabiliriz.

Yarasanın eti ve kanı var.

Kanatları olmadan uçar.

Hayvanların doğumu gibi doğum yapar.

Diğer kuşlar gibi yumurtlamaz.

Yarasanın memeleri vardır.

Yavrusunu süt ile besler.

Yarasa gündüzün aydınlığında ve gecenin karanlığında göremez.o göz ile degil radar sistemi ile görür, radar denen alet, o incelendikden sonra, ona bakarak keşfoldu.

Yarasa insanın gülmesi gibi güler.

Yarasa kadınların hayız görmesi gibi hayız görür.

Yarasanın dişleri ve kulakları var.

Yarasa dört ayaklı hayvanlar gibi işer.

Yarasanın menisi, bekâr erkeğin menisi gibidir [5]

ve Muhammed iki cihanin güneşi ve, merkür güneşi en cok seven, dibine sokulmuş, aydinlik ve nuru seven, oysa isa ve kuşuna karanlik verilmiş, ve işte bazi insanlar karanligi sever, bazi insanlar aydinligi, ona göre de burclari ve dogumlari vardir, güneşe yakin, yada güneşden uzak, sende muhammed den ne var, yada isa dan ne var bak, karanlikmi hoşuna gidiyor, yoksa aydinlik mi, isa danmisin, muhammed den mi? yoksa ikisinidemi seviyon sen?

ve mucize denen şey Allahin dogamiza koydugu bir yasasinin, o an keşfedilmemiş olmasi, ve fakat, ileri bir zamanda, o buluşun, keşfolmuş ve kullanilir olmasindan ibaret, ve o anki bir zaman gecidinde, o kimsenin ilerdeki o buluşu, gecmiş bir zamanda kullanmasindan ibaret , zaman dilimleri arasindaki, teget gecişden ibaret, yoksa herşeyin bir fiziki boyutu var yani. öyle olunca Allah isa ya kuş yaratma hikmeti verip, yani "Hallak olan Allah lik" (Yokdan var Edip Yaratan Allah lik) sifati yüklemiş. ve o ismi isa da mehdi de ve mehdi evlatlari ve isa evlatlarinda da teceli edecekdir zamani gelince. nasil "Rezzak olan Allah" lik sifati bir işveren amcada, yada bakkal amcada, ciftci amcada, yada akşam yemegini pişirip önüne koyan Annende, degişik tezahürleri gözükdügü gibi, "Hallak" ismininde isa daki hali, veya mehdideki hali, veya isa evlatlarindaki hali, ve mehdi evlatlarindaki halide, farkli farkli tezahürleridir yani, amma işteAllahu Teala nin "Halag" yada "Halak" ismi yaratma kuveti olan ismi, bu kimselerde tezahür gösterir, ve onlar, o yapiya uygun yapida halkolmuşlardir, ve o sifati yüklenebilcek kuvvettelerdir. ve isa nin bunu yapmasi insanoglununda bu kuvvetide kullanabilcegine işarettir ancak.... tabiki zamani gelince kullanabilcekdir ancak......

“Ravza-i Mutahhara” Cennet Bahçesi
Mescid-i Nebevî içinde Hz. Peygamber (asm)'in kabri ile minberi arasındaki bölüme “Ravza-i Mutahhara” denilir. Sözlükte "tertemiz bahçe" anlamına gelen ravza-i mutahhara adlandırması, Hz. Peygamber (asm)'in eviyle minberi arasının cennet bahçelerinden (ravza) bir bahçe olduğunu bildiren hadisine dayanır.

Resulullah (s.a.s), bu mescitte minberin üzerine çıktığı zaman şöyle demişti:

"Evimle minberimin arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim de Cennet bahçelerinin üzerindedir."

Diğer bir hadis de şu şekildedir:

"Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir."

(Buhârî, Fadlı Salati Mescidi Mekke, 5; Müslim, Hac, 92; Müsned, 2/36, 236, 450, 534; 4/41)

Minber hakkındaki başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır:

"Minberimin ayakları Cennet üzerindedir."

(Ahmed, b. Hanbel, VI 289, 292, 318; Nesaî, Mesâcid, 8)

ve ravza bugün günümüzdeki cennette de, cennet bahcelerinden bir bahce dir ki, yani hala yikilip yok olmamiş, ve günümüzdede gidilen, ziyaret edilen, mutlu olunan bir yerdir. ve biz hac ve umremizi yaptigimiz 1997 senesinde, şimdiki şah lakabli muhammed raşidin oglu seyyid Fevzettin de o sene hac daydi, ve ben ilk defa ravzaya girdim, ve tabiki arka taarfindan girdim, ve önde mescidin icinde yoldan önce oturulan, en ön safta oturan iki kişiden biri fevzettin ve onun hizmetlisiydi, ve ben onu tahminen ardindan tanidim, ve "selamun aleyküm seyidim" dedim icimden, döndü ardina bakdi, amma halbuki muhammed ardini dönmezmiş, komple yönünü ardina dönerek dönermiş, o şöyle kafasini cevirdi bana bir bakti, ya da kim o diye bakdi, ve orda kuran okumaya devam etti. ve ey fevzettin, sana o gün kim ardina bak diye ilham etiyse ve, niye bak dediyse bilmiyon ama, seni ardina döndürten sofi, amcanin sofisi, ben idim ki, rabbim bizim deccal olmadigimizi sizinle şahit tuttu, ve bizim peygamberimizin ravzasina kadar giren bir ümmeti oldugumuza siz o gün şahit oldunuz, ve yine o sene siz benim oturdugum otelin altinda zarraf dükkani vardi, ben otelime geldim ki, siz o zarrafdan Allahu alem, bir altin kaplama saat alip cikiyordunuz, kimin icin hediye aldiniz bilmiyorum amma, altin kaplama saat aldiniz galiba, biraz dikkatlice merdivenden cikarken baktim size, dükkanin icinde, amma siz beni tanimiyordunuz o gün, ilk gün sizinle birlikte cennetteydik(ravzada yani, ikinci günümde olabilir tam hatirlayamiyorum artik, peki bu gün cenneterden cikdikmi artik, hayir vallahi bugün cennetin koyu derin diplerindeyiz artik, bak anlattiklarimiza, anla artik, bu cag altin cag, ve cennet vakti, insanligin ömrünün cennet vakti bu cag, ve hatta sizin veya hizmetlininizin kafasinda sizi digerlerinden ayirt edip beli edecek olan turuncu beyaz sariginiz vardi, bana turuncu sarigimi oradan bulup almama sebeb olan, o sarik kafanizdaydi, ve ben de gördüm, cok hoşuma gitdi, ve kendime iki tane ayni sarikdan aldim, ve beraberimde evime getirdim, hala kullanmakdayin, ve tarikimin sarigi oldu, raşidi tarikinin sarik modeli oldu o sarik artik, sen sarigimin hocasi ve şeyhi mürşidi olmuştunuz, o yardimcin ile bereber, o sarikdan takiyordunuz, yahutta allahu alem belkdie sadece yardimcin takiyordu da olabilir, artik yaşlandik, ve bak bu sarik sana birşey hatirlatiyormu

ve muhammed birgün yahudinin birini oruc tutarken buldu, ve sordu sen niye oruc.....
sonunda o na dedi deniyor : "biz sizden daha layikiz bu oruca." deyip de musayi ve ümmetini cignedi gecti. hic muhammed musa kardeşini cigniyebilirmi? o da peygamber, o da peygamber, o da ümmet, bunlarda ümmeti icin yapilcak amel, niye cignesin, ya hadis yanliş, ya muhammed yanliş yapmiş, edebsizlik etmiş olmazmi?


iki peygamber sürtüşürmü hic, oluyor ama dünyamizda, iki horuz bir ciftlikde dostluk degil, ancak kavga ederler. reislik kavgasi. iki aslan ormanda da, ben reisin, sen reissin diye kavga eder, eee muhammed de aslanlardan bir aslansa, reis benin diye kavga etmiş olabilir, tiyniyet işte, oysaki bir başka cibilliyat olan, sifati olan hayvan vardir ki, yani karincalar başka karinca ile genlikle ile hic itişip kalkişmaz, buyur taffattar der sen gec öne der yine arilar böyledir, kardeşi ölse ölüsünü alir götürür, yani karincalar biribirleriyle kavga etmeyip birbirlerine destek olurlar.(istisnalar kurali bozmaz) hatta öyle bir daldan bir dala gecmek icin afrika karincalri bile, kendisi köprü olurda diger karincalar onun üstünden diger dala atlarlar, yani sofilik kardeşlikdir, amma sen şeyhlige, ben şeyhlige kalkinca, iki rakip aslan olduk, iki rakip güneş olduk demek olur, ve kavga kacinilmaz, amam sen nasil ayrilip tarikat kurdunsa, bende herkesden ayrildim, sen gibi babanin yolundan giden bir şeyh degil, bizatihi ayri bir yol cizen, yol kuran müşid olma yolundayin, ama eger sen karinca olmayi ögrendinse, bizi kiskanma, reis benin bilme, gavs benin diye kavga etme, karincalik altlarda gezip, gönlü yüce olmakdir, sofilikden gecmiyen, yani ciraklikdan gecmeyen usta olamaz azizim. sen molla dogup mürşitlige gectinse, bir yanlişlik var, dogan molla dogmaz azizim, anne bile diyemeyen bebe olarak doguluyor bu dünyada, zamanla eriliyor, sen erebildinse, ben niye rabbime eremeyen degil mi? sen bir yol buldun, ve o yoldan giderken, bende bir yol buldum, benim mürşidimde, hem baban, hem amcan, hem burhami, hem muhtar, hem bütün peygmberler, hem sofiler, hem google amca, hem cebrail, hem mikail,.... ben nasil rabbime eremeyen haaa, bu kadar mürşid boşunami ugraşti bizim icin haaa? gel bana tabi ol demem ama, yolumda engel cikaran taş olma yeter, sen sen ol, ben de ben azizim.

Rabbim Mehdi ve cemaatini Rabbine erenlerden eylesin. Amiyn

DiPNOTLAR :
[1] sorularlaislamiyet com/kaynak/adn-cenneti
[2] dinimizislam com/Hazret-i Mehdi keramet sahibidir
[3] sorularlaislamiyet com/oluye-olunun-ardindan-veya-olmek-uzere-olana-kuran-okunabilir-mi-bu-okunan-kuranin-ona-faydasi-olur
[4] sorularlaislamiyet com/olu-adina-yapilan-hayirlarin-ve-okunan-surelerin-oluye-fayda-verecegini-ayet-ve-hadislerle-aciklar-1
[5] egehaber com/yarasanin-yaradilis-hikyesi-makale,24
--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--



Vaazi mp3 olarak indirmek icin linke sag tikla farkli kaydeti sec 
  
 





Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 25 Ağustos 2018 Cumartesi

Original Kar © glan

Sessiz Zehirin - ve internetin Sesi ve Onun Şifası Olan - Radyo Karoglan

Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran

Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık

1 Senede/12 Ay

Pazartesi - Salı - Çarşamba - Perşembe - Cuma - Cumartesi - Pazar

1 Yılda/365 Gün

7 Günde/24 Saat

Vaaz - Dini Sohbet - Tasavvuf Sohbetleri - Radyo Karoglanda

https://radyo.karoglan.com

Sessiz Zehirin - ve internetin Sesi ve Onun Şifası Olan - Radyo Karoglan




Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen