Menu

Reklam1

Mittwoch, 12. Juli 2017

Vatan Sevgisi İmandandır



Vatan Sevgisi İmandandır

Bülbülü altın kafese koymuşlar; ağlamış, inlemiş; demiş vatanım! Vatan, sadece insanın doğup büyüdüğü, atalarının gömüldüğü, akrabalarının yaşadığı yer midir?

Kur’an-ı kerim ve hadis-i şeriflerde vatan kelimesi, bir kimsenin doğup büyüdüğü, yaşadığı, karar kıldığı, özlediği yer olarak geçer. Fıkıh kitapları, bir kimsenin devamlı yaşadığı (vatan-ı aslî), geçici kaldığı (vatan-ı ikâmet) ve uğradığı (vatan-ı süknâ) olmak üzere üç çeşit vatandan bahseder. İlk devir müelliflerinden Câhiz, vatan sevgisine dair risâlesinde, vatan sevgisinin yaratılıştan gelen bir his olduğunu söyler. “Vatanında sıkıntı çekmen, gurbette bolluk içinde yaşamadan daha iyidir” der. Hazret-i Ömer’den, “Allah beldeleri, vatan sevgisi sayesinde ma’mur etti” sözünü rivayet eder. En şiddetli vatan sevgisinin de, Türklerde olduğunu ilâve eder.

“Vatan sevgisi imandandır”, hadis-i şerif olarak meşhur olmuştur. Nitekim Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde ve Mektûbât-ı İmam-ı Rabbânî’de geçer. Bazıları, tasavvuf kitapları, hadîs-i şerifler için mehaz olmaz diyor ise de, bütün Müslümanların, kıymetinde ittifak ettiği büyük âlimlerin hadîs diyerek kitaplarına yazdığı söz hakkında ileri geri konuşmak doğru değildir. Hadîs olduğunu bilmeselerdi, kitaplarına yazmazlardı. Mesnevî ve Mektûbât’ı, klasik tasavvuf kitapları gibi görmemelidir.

Muhaddis Sehâvî, bu sözün Dîneverî’nin Esmâî’den naklettiği bir hadîs olduğunu yazıyor; “Aslına vâkıf olamadım, ama mânâsı sahihtir. Sûfilere göre vatan ile Allahü teâlâya dönmek kastedilir” diyor. Bütün hadîslerin kayda geçirilmesi mümkün olmadığı gibi; kayda geçirilen hadîslerin tamamının da bugüne ulaştığı söylenemez. Bazıları yazılı olarak değil; ama sözlü olarak intikal etmiş olabilir. Düşman istilâlarında İslâm dünyasındaki ilim merkezleri harab olmuş; âlimler öldürülmüş; kitaplar yok edilmişti. Ulema arasında hadîs diye bilinen sözler de böyledir.

Altın kafesteki bülbül

Hazret-i Peygamber, hicretten sonra vatanı olan Mekke’ye hitâben şöyle buyurdular: “Sen ne hoş beldesin. Seni ne kadar seviyorum! Eğer kavmim beni buradan çıkmaya mecbur etmeseydi, senden başka bir yerde kalmazdım.” Bilâl Habeşî, Mekke’de o kadar sıkıntı çektiği hâlde, devamlı Mekke’yi özler; “Ah ne zaman Mekke vâdisinde bir gece geçirebileceğim?” derdi. Nitekim ‘Bülbülü altın kafese koymuşlar; ağlamış, inlemiş; demiş vatanım!’ Bu acıyı son asırda en çok çekenler, bir gecede çamaşırlarını bile alamadan kendi kurdukları vatanlarından sürülen Osmanlı hânedanı olsa gerektir.

Tasavvufta ‘vatan’, insanın devamlı kalacağı ‘âhiret’ için kullanılır. Dünyada garib (yolcu) olduğuna işaret edilir. Veya nefsin hâkimiyetine karşı, Allah’ın rızasının bulunduğu ruhun hâkimiyeti kastedilir. Burada insan artık karar bulur; orayı vatan edinir. Evliyalığın son mertebesine ulaşır. İlk Müslümanlar, vatan olarak, Müslümanların yaşadığı ve hâkim olduğu beldeleri anlardı. Başka başka hükümetler idare etse de, hepsini bir vatanın parçası sayardı.

Hindli Müslüman, Osmanlı topraklarına vizesiz girebilir; burada vatandaş muamelesi görürdü. Said Halim Paşa şöyle der: “Müslümanın vatanı, ahkâm-ı şer’iyyenin hâkim olduğu yerdir.” Şiirde geçtiği gibi:

Bir beldenin neresinde anılırsa adı Allah’ın,
Tâ özümden en ücrâ köşelerinde sayarım vatanım.

Nitekim ilk Müslümanlar, doğup büyüdükleri, sevdikleri şerefli Mekke’yi, sırf bu yüzden terk ettiler. İnançlarını rahatça yaşayabilecekleri Medine’yi vatan edindiler. Vatanını korumak, bu yolda canını vermek, din kitaplarında övüldü.

Hadîs-i şerifte, “Kim malı uğrunda mücadele ederken öldürülürse, şehiddir” buyuruldu.

Allah-Vatan-Melik

XIX. asırda, vatan, Osmanlı beldeleri için kullanılmış; Namık Kemal gibi şairler, vatan mefhumuna Avrupaî bir mânâ kazandırmıştır. Ziya Gökalp,
Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan,
Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir: Turan!
beytiyle vatan mefhumuna kendince romantik bir mânâ katsa bile, vatan tabirinin mefhumu mecburen daralmış ve belirsizleşmiştir. Bugün Arap devletlerinde de vatan tabirinden, devletin ülkesi anlaşılır. Dağda taşta ‘Allah-Vatan-Melik’ yazar; millî marşlar ekserisi “Vatanî” (Vatanım) diye başlar. Zamanla Müslüman âleminde bu söz, hakikî mefhumundan uzaklaştırılarak, farklı düşüneni ve yaşayanı ötekileştiren ulus-devlet konseptine uygun bir vatan sevgisi telakkisine, mukaddes referans olarak verilmiştir.

Hazret-i Peygamber, “Rızkının vatanında verilmesi, kişinin saadetindendir” buyuruyor. Geçim için, gurbete mecbur olmak bedbahtlıktır. Basit insan için vatan, doğduğu değil, doyduğu yerdir. Namık Kemal der ki:

Vatana me’luf olan, bîsebeb terk-i diyâr etmez;
Zaruretsiz cihanda kimse gurbet ihtiyâr etmez.
[me’luf: seven; bîsebeb: sebepsiz; ihtiyâr: seçme]

Hiç akrabası olmasa bile, insanın doğup büyüdüğü yerlere gidip gezmesi kalbde rikkat (yumuşaklık) meydana getirir. Bu, insan için yüksek bir hâldir. Hemşehrilik hissinin de temelinde bu vardır. Köyde bile aynı mahallede yaşayanlar arasında müşterek vatan şuuru vardır. Halk, hemşehriyi, vatandaşa tercih eder. Vatandaşlığı resmî ve zorlama bir kategori olarak görür.

İnsan kalbiyle bir yere bağlıyken, gönlünün diğer tarafında, başka bir vatanın hasretini çekebilir. Bugün anayurtları Moğolistan içinde kalmış Türkler için vatan neresidir? Hazar doğusundan, Horasan’a, oradan Anadolu’ya hicret eden Türkmenlerin vatanı neresidir? Konya’dan, yeni fethedilen Rumeli’ye yerleştirilip; 5 asır sonra tekrar Anadolu’ya dönen evlâd-ı fâtihanın vatanı neresidir? Rus işgalcileri önünden Anadolu, Rumeli ve Suriye’ye hicret eden Kafkasyalıların vatanı neresidir? Vatan, sadece doğup büyüdüğü, atalarının gömüldüğü, akrabalarının yaşadığı yer olmasa gerektir. Belki insan kendisini nereye ait hissediyorsa, vatanı orasıdır.


---------------------

Bir kimsenin doğduğu ve yaşadığı toprak parçasına vatan denilse de vatan; insanda bütün bunları aşkın anlamlar ifade eder. Vatan; milletin maddi ve manevi bütün unsurlarıyla kendilerini oraya bağlayan mukaddesatının olduğu toprak parçasıdır.

Bu toprakların sahipleri asırlar boyunca dinine, vatanına, istiklaline, bayrağına, ırz ve namusuna sahip çıkmıştır. Kutsal değerlerini ayakta tutmak, Allah’ın adını her yere ulaştırmak için akından akına, zaferden zafere koşmuş; mukaddesat yolunda ölmenin, dünyada erişilebilecek en yüksek rütbe olduğunu bilmiştir. Bu hususta Allah (c.c) onlar için, “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.” (Al-i İmran, 169-171) buyurmuştur.

Vatanın Çiğnenmesi Dinin, İmanın ve Bütün Kutsal Değerlerin Ayaklar Altında Çiğnenmesi Demektir

Alnını secdeye koyduğu vatanı uğruna millet; iman ve Kur’an’dan aldığı güç sayesinde karşısında hiçbir engel tanımamıştır. Kur’an’a gönül verenlerin güçsüz ve az sayıda olsalar bile, kendilerinden güçlü olanlara galip geleceğini Yüce Allah şöyle haber veriyor: “Nice az topluluk çok topluluğa galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 249) İnananı zafere götüren güç; vatan uğuruna ruhu feda etmenin yani şehadetin en yüksek mertebe sayılmasındandır. Çünkü vatan sevgisi imandandır. Vatanına, dinine, istiklaline uzanan el; şeref ve haysiyetine, ırz ve namusuna, imanına uzanan eldir. Vatanın çiğnenmesi dinin, imanın ve bütün kutsal değerlerin ayaklar altında çiğnenmesi demektir.


-----------------------

SORU:

“Vatan sevgisi imandandır” sözü hadis midir? Hadis ise sahih midir?

CEVAP:

“Vatan sevgisi imandandır” rivayeti, Aliyyü’l-Kârî’nin el-Esrâru’l-Merfûa adlı eserinde geçmektedir. O, bu rivayet için Zerkeşî’nin: “Bu rivayete vâkıf olamadım”, Safevî’nin: “Bu rivayet sabit değildir” ve Sehâvî’nin: “Bu rivayete vâkıf olamadım; fakat manası sahihtir” şeklindeki açıklamalarına yer vermiştir. Aliyyü’l-Kârî, ayrıca bu rivayetin selefe/geçmiştekilere ait sözlerden olduğunun söylendiğini de belirtmiştir.

Fakat Aliyyü’l-Kâri, Sehâvî’nin “Bu rivayetin manası sahihtir” sözünü reddetmiş ve şöyle demiştir: “Bu rivayetin manası sahihtir” sözü ilginçtir! Çünkü iman ile vatan sevgisi arasında bir bağlantı yoktur.” Bunun yanı sıra o, rivayette yer alan vatan sevgisinin sadece mü’minlere özgü bir durum olması halinde kabul edilebileceğini; fakat bunun gayrimüslimler için asla bir iman alameti olamayacağını belirtmiştir. O, ayrıca hadiste geçen “vatan” ifadesi ile “Cennet”, “Mekke” veya “Allah’a dönüş”ün kast edilmiş olabileceğini de söylemiştir. (Bkz: Aliyyü’l-Kâri, el-Esrâru’l-Merfûa, s:189-191, hadis no: 164.)

Aclûnî de Keşfu’l-Hafâ adlı eserinde bu rivayete yer vermiş ve “Sağânî bu rivayet için uydurma, Sehâvî ise ‘(Bu rivayete) vâkıf olamadım; ama rivayetin manası sahihtir’ dedi.” açıklamasında bulunmuştur. (Bkz: Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, s: 346-347, hadis no: 1102.)

Aliyyü’l-Kârî’nin el-Esrâru’l-Merfûa adlı eserini tahkîk eden Muhammed Lütfi es-Sabbâğ ise bu rivayet hakkında şu değerlendirmelerde bulunmuştur:

“… Bu hadis sahih değildir, uydurmadır. Günümüz şartları ve olayları içerisinde hadis diye sunulan bu ifadenin metnine bakacak olursak bunun uydurma ve batıl olduğuna dair asla bir şüpheye ve kuşkuya yer olmadığını görebiliriz. Çağımızda İslam düşmanları, bu rivayeti, dini tamamen toplumdan soyutlamak ve kendilerince bir toplum oluşturmak amacıyla ileri sürmektedirler. Böylece “vatancılık”, “milliyetçilik” düşüncelerini ve tohumlarını pekiştirmek istiyorlar. Gerçek olan şu ki Müslümanın asıl vatanı onun akidesidir, inancıdır…” (Bkz: el- Esrâru’l-Merfûa, s: 191, dipnot: 2.)

Buraya kadar verilen bilgiler ışığında “Vatan sevgisi imandandır” rivayetinin Hz. Peygamber’e ait bir ifade olmadığı, yani onun adına uydurulduğu anlaşılmaktadır. Fakat bu, vatan sevgisinin yanlış olduğu gibi bir sonuç ifade etmez. Kişinin vatanını sevmesi yanlış değildir, bunda hiçbir sakınca yoktur. Ama bu başkadır, bunun hadis olduğunu iddia etmek başka. Burada esas olarak söylenmek istenen, bu rivayetin Hz. Peygamber’e ait bir hadis olmadığı ve vatan sevgisinin bir iman göstergesi olmadığıdır.

İslam dini, bir bütün olarak hayatın her yönünü içine alır. Bu nedenle vatan ve devlet anlayışını belirli sınırlar içerisinde değerlendirmiştir.

Örneğin oturduğu eve veya malına saldırıldığı zaman, onu korumak ve kendini müdafaa etmek dinimizin bir emridir. Bu yolda ölse şehit olur. Vatan ise bütün Müslümanların ortak evidir. Onu korumak ve muhafaza etmek ise Müslümanların ortak görevidir.

Peygamber Efendimiz (asm) Medine’ye hicret edince, orada bulunan Yahudilerle bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşmada geçen önemli maddelerden biri de "vatanları olan Medine’ye bir saldırı olursa beraber savunma yapacakları" konusuydu. Demek ki vatanımızı korumak için gayri müslimlerle bile anlaşma yapılabilir ve vatan ne pahasına olursa olsun korunması gerekir.

Bir Müslüman dinini, namusunu, canını ve malını vatan ve devletiyle korur. Vatanına bir Müslüman devlet bile saldırsa onu korumak Dinimizin emridir.

Yerler ve zamanlar, içerisinde olan kimseler ve yapılan işlere göre değer kazanır. Bu açıdan bir İslam devleti olan bu memleketin, bu toprakların ve içinde yaşayanların korunması ve devam etmesi noktasından vatan, bayrak ve devletin varlığını zorunlu kılmaktadır.

Bazı alimler “Vatan sevgisi imandandır.” sözünün mevzu olduğunu söylese de manasının doğru olduğu ifade edilmiştir. (Acluni, Keşfu’l-Hafa, 1/345, no: 1102)

(Vatan sevgisi imandandır) hadis-i şeriftir. Uydurma değildir! Şöyledir Vatanını seven herkese mümin denmez. Fakat mümin vatanını sever. Yani, vatanını sevmek mümin olmanın alametlerindendir.
(Temizlik imandandır) buyuruluyor. Yani müminin alametlerinden biri de temiz olmaktır. Fakat her temiz olana mümin denmez. Kâfirlerden de temiz olanlar çıkar.
(Haya imandandır) buyuruluyor. Yani, imanlı olmanın alametlerinden biri de hayalı olmaktır. Fakat her hayalı olana mümin denmez.
(Arabı sevmek imandandır) buyuruluyor. Her Arabı değil, Müslüman olan Arabı sevmek gerekir. Ebu Cehil de, Ebu Leheb de Arab idi. Halbuki bu Arabları seven kâfir olur. Vatan sevgisi de böyledir. Müslüman olan vatan sevilir. Vatanın Müslümanlığı, halkının Müslümanlığı demektir. Vatanını sevmek, taşını, toprağını değil, oradaki Müslümanları, yakınlarını, akrabalarını sevmek demektir.
(Vatan sevgisi imandandır) hadis-i şerifi, İslâm âlimlerinin en büyüklerinden ve ikinci bin yılın müceddidi olan İmam-ı Rabbani hazretlerinin, Mektubat kitabının 155. mektubunda ve Evliyanın büyüklerinden Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin Mesnevi’sinde vardır.


Kaynaklar :

Sorularla İslamiyet
fetva net
mumsema
turkiyegazetesi
semerkandaile

Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen