Menu

Reklam1

Dienstag, 1. Oktober 2019

Silsilei Melae - Melekler Grubu (Kar©glanin 27 Eylül 2019 Vaazi)


Silsilei Melae - Melekler Grubu


(Kar©glanin 27 Eylül 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَرُسُلِه۪ وَجِبْر۪يلَ وَم۪يكَالَ فَاِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِر۪ينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Kul men kâne aduvven li cibrîle fe innehu nezzelehu alâ kalbike bi iznillâhi musaddikan limâ beyne yedeyhi ve huden ve buşrâ lil mu’minîn.
Men kâne aduvven lillâhi ve melâiketihî ve rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe aduvvun lil kâfirîn.

Meali :

De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki O (Cebrail), Allah’ın izni ve düzeni ile, önceki kitapları tasdik edip doğrulayan ve, mü’minler için bir hidayet rehberi ve müjde verici olan Kur’an’ı, senin kalbine indirmiştir.”
Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr eden kâfirlere düşmandır.

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 97 ve 98. ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"İsrâfil Sûr'u tutmuş hazır bir şekilde kendisine ne zaman üfürmek için emredileceğini bekliyor" buyurmuştur

( Hadis-i Şerif , Taberî, Câmiu'l-Beyân, VII, 211; İbn Kesir, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azim, Mısır, t.y. III, 276)

İsrâfil (a.s)'a Sûr'a üfüreceği için Sûr Meleği de denilmiştir. Peygamber (s.a.s)'e Sûr'un mahiyeti sorulunca

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Üfürülen bir boynuzdur."

(Hadis-i Şerif , Ahmed b. Hanbel, II, 196)


Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Muhakkak ki benim yer ehlinden iki vezirim, gök ehlinden de iki vezirim vardır. Yer ehlinden iki vezirim Ebu Bekir (ra) ve Ömer (ra), gök ehlindeki vezirim ise Cibril (as) ve Mikâil (as)'dır."

(Hadis-i Şerif , Tirmizi, Menakıb, 16)


"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Süt leke götürmez, içine düşecek bir pisi, bir çöpü hemen belli eder. imanda leke götürmez ki, imanda ki lekede şüphe etmektir. Aynı Alaaddin-i Attar filmindeki Şahı Nakşibent hazretlerinin Alaaddine suya atla ve dal dediği zaman, öleceğini veya boğulacağını düşünmeden, hemen suya atlayan, onun sözüne iman eden Alaaddin gibi olmak lazım iman meselesinde. Mehdi şu anki yeryüzünün hakimi ve sultanı ise, ve biz Mesih kuvveti bizde diyorsak, ve hasta olan birisi bize geldiği zaman, o hastalığı biz, Mesih kuvvetiyle alıp attığımızı söylediğimiz zaman, sen acaba mı dediğin zaman, benim sütüme leke düşürmüş olursun, bizim Mehdiligimiz ve kuvvetimiz de, Kerametimiz de şüphe götürmez, şüphe ettiğin zaman, o keramete ve Hikmet'e eremezsin. Kainattaki ve dünyamızdaki insanlık sıralamasında, yani insanlık hiyerarşisinde, bir numarayı kapmak istiyorsan, Sadıklar dan ol, emrimize itaat et ve, bizi doğrulayanlardan ol. Mehdi'nin bir numaralı askeri olmak istiyorsan, Sadıklardan ol, Onu doğrulayanlardan ol. 1 numara sadece bir değildir, birçok bir var, mesela 11, yine 21, yine 31, yine 101 gibi, bu da neyi anlatır, Mesela mahallendeki bir numaralı kişi sen olabilirsin, yahut okuldaki, yahut sınıfındaki bir numaralı kişi sen olabilirsin, Hatta okulun genelinde 1 numaralı kişi sen olabilirsin, yahut bir şirkette bir numaralı kişi sen olabilirsin, yani birler çok, bir tek değil, birler Deriz ya, "birler, üçler, beşler, Kırklar" vardır ya hani.

Hz. Muhammed'in bir numaralı askeri, Hazreti Ebubekir Sıddık.
O nasıl bir numaraya sahibi olmuş?
Hani anlatılır Ya, Muhammed Miraç'a gidince, geri döndüğünde, Allah ile görüştüğünü, Hatta Mekke'den Mescidi Aksaya gittiğini söyler, işte bunu kafirler, kuru bir iddia zannederler. Ve Muhammed Ebubekir ile iyi dost olduğu için, onların arasına açmak için, ona Ebu Bekir e giderler ve, derler ki :

Senin dostun Muhammed var ya, bir gecede Mescidi Aksaya gittiğini, Oradan da Allah ile görüşüp geri geldiğini iddia ediyor, ne dersin? derler.
Ebu Bekir bunun üzerine onlara :

O mu söyle di bunları? diye sorunca

O nlarda evet cevabı verirler.

Bunun üzerine Hazreti Ebubekir de onlara şöyle bir cevap verir :
O söylediyse doğrudur.


Bu müjdeyi alınca, hemen apar topar Muhammed'in evine gider, böyle böyle Söylediler ya resulallah, doğru mudur bu der, ve Muhammed ona olan bitenleri anlatınca, mutlu ve memnun olur, ve Ebu Bekirde Bu konu ile ilgili kafirler ile olan mülkatını söyler, Peygamber Efendimiz de, kâfirlerle olan o durumda, Ebu Bekir'in onlara verdiği cevap yüzünden :
Sen Sıddık sın ya Ebubekir. der, ve onun lakabını "Sıddık" koyar, yani doğru sözlü Sadık dost koyar. Ve bu sayede Hazreti Ebubekir, Muhammed'in bir numaralı arkadaşı ve, askeri ve dostu olma makamına ermiş olur. Ve Sizler de Mehdi askeri olmak, ve onun bir numaralı askerlerinden biri olmak istiyorsanız, komutan o ise, o yat dedi mi, yat, kalk dedi mi, kalk, emre itaat edin ki, bir numaralı askerlerinden birisi de siz olun.

Başka bir konu

Kömürün yaratılma hikmeti yanmak için, onun sıfatlarından ve, özelliklerinden ve faydalarından birisi, yakıp, ya ısınmamız, veyahut yüksek ateşler elde ederekten, madenleri eritmekte kullanmamız, ve yine daha önceleri trenlerde, onun ile buhar oluşturularaktan seyahat ve transportta kullanıyorduk.... Yani genel olaraktan onun özelliği yanmak,ve o yanmak için yaratılmış.
Ki onu yakıp da İnsanoğlu, O kış günlerini atlatıp, böyle ilerideki güzel zamanlara erebildi. O zaman kömür olmasaydı, o soğuk kışlarda, hasta olup ölen insanlar, ve eksilen insanlar yüzünden, belki insanlık, geleceğe gidemeyecek di, ve aynı dinozorlar gibi, insan soyu da, belki de tükenip yok olabilirdi. Ama Rabbimiz, büyük düşünen Rabbimiz, o zamanın teknolojisine uygun olaraktan, bizlere binlerce ton kömür hazırlamış, en kolay yöntem ile, yakıp ısınma yöntemi kullanaraktan, bu insanoğlunu, ileriye taşımak istemiş. Böyle bir hesabı yapan O, onu rezerve eden yine O, onlar o kömürler belki de işte, o dinozorlar denen canlıların, karbonlaşmış haliydi, onlar dünyada yaşayıp da, ölüp toprağa karışıp, karbonlaşmasalardı, belki kömür diye bir şey olmayacaktı, onların helakı, bizim yaşamamıza sebep oldu belkide.

Buradan kömürü kıyas yaptığımızda, kömür ne için yaratılmış idi?
Yanmak için,
Peki cehennemi kimler dolduracaktı?
Rivayetlere ve ayetlere göre, kafirler dolduracaktı.

Öyle olunca kafirler de, cehennem için, yani yanmak için yaratılmış olanlar olmuyor mu? Öyle olunca, işte kömürler, o kâfirler grubu gibi, kıyas yaptığımız zaman, bu sonuca varırız. Yine bazı odunlar, kafirler grubunu temsil eder, Cehennem için yaratılmış olanlar. Buraya kadar Anladık mı? sonu belli zaten, cümlenin sonunu siz bile anlayabilirsiniz.

Böyle olunca, kafirler ve günah işleyenler, hata yapanlar, İsyan edenler, Allah'a karşı gelenler olmasaydı, onlar cehenneme layık amel yapmış olmasalardı, Cehennem boş olurdu, yani kömür olmazdı, odun olmazdı, yakacak bir şey olmazdı, ve onların daha eskilerden böyle cehennemlik ameller yapmış olmaları, bizim bugüne kadar ulaşmamıza sebep olan, odun ve kömürlere sahip olmamızı sağladı, ve bizler o odun ve kömürleri yakıp ısınarak dan, Soğuk kış günlerini atlatıp, bu güzel teknolojik çağlara ulaşmış olduk. Rabbimize binlerce hamd ederiz ve, neden bu kafirleri yarattın da, bunları başımıza musallat ettin diyerekten de, şikayet etmeyiniz. Neden mi ki, çünkü bizi bu Çağa ulaştıracak merdivenin basamaklarından birisi de onlarmış, bunu anlamış oluruz, buradan yaptığımız kıyas sebebiyle. Ve hepimiz şu anki insanlardan, kafir görünenlerde, Mümin görünenlerde, bu Çağa varabildiysek, o eskilerin hataları, ve Onların yaptığı günahlar sebebiyle, odun ve kömür olmaları sebebiyle, Bizler onları yakıp, o Kışları, soğuk günleri atlatıp, bu günlere ulaşmış olduk.

Artık Teknoloji ilerledi ve, öyle ateşlere ve kömüre sanki ihtiyaç kalmadı gibi, artık elektrik ile de ısınabiliyoruz.

Elektrik ne peki? Enerji. Enerji ne? kablodan giden, iyonların hareketine verilen isim, O ne demek, şu anki bilgisayar sisteminde, nasıl biz bilgisayara gelen elektrik ile, yani elektriği, 1 ve 0 lardan oluşan bir yazılım ile, ve elektiriği, ilet iletmelerden oluşan bir frekans ve Sayısal değer, ebced, yazılım kullanaraktan, bilim adamlarının buldukları Keşfettiklerinden birisinede mikrodalga fırın demişler ki, mikrodalga, Dalga ile pişirmek demek. Dalga Ne ki, sayısal bir değer, yani frekans bir ve sıfır veya, rakamlardan oluşan bir Sayısal değer. O zaman, artık bu cennet vaktimiz, altınçağda, pişirme yöntemi ya Dalga ile olmakta, bir ve sıfırlarla olmakta, yine çamaşırlarımız bir ve sıfırlarla yıkanmak ta, yine bulaşıklarımız bir ve sıfırlar ile yıkanmakta. Tabi ki bunun yanında, suda var, deterjanda var, fakat güç olaraktan, bir ve sıfırlar, onu yıkama gücüne sahip, yine bir dalga elektrik, yani frekans, sayısal bir değer, iyon akışı. Bunun örneklerini say sayabildiğin kadar.

Ve yine mesela, bilgisayar denen alet var, artık müzik denen şeyi, mesela saz sesini, saz teline vuraraktan elde etmiyoruz da, bilgisayarda, dijital olaraktan, yine bir ve sıfırlardan oluşan bir yazılım ile,yine saz teline vurduğumuz anki notayı elde edebiliyoruz.

Yine, piyanonun Herbir tuşundaki sesi, bilgisayar ile veya, org denen müzik aleti ile, bir ve sıfırlar ile, elde edebiliyoruz.

Yine bilgisayar ve televizyon ekranında, ve ev matbalarımız olan yazıcılarımızda, renkleri, mavi, kırmızı,... binlerce rengi, yine bir ve sıfırlar ile ekranda elde edebiliyoruz. Yine görüntü ve videoları, resimleri, her şeyi, yine dalga olaraktan ve, frekans ve ebced değerleri olaraktan, yine bir ve sıfırlarla elde edebiliyoruz. böyle olunca artık cehenneme burada gerek kalmadı. cehennemlikler Yine cehenneme gidiyor ama, cennetliklerin olduğu yerde, Ateş yok yada az, yakıcı yok, kesici yok, mesela yine kesme işlemini, Elmas gibi sert bir şeyi, yine lazer denilen cihaz ile, bir ve sıfırları değişik kullanan, lazer denilen bir alet ile kesebiliyoruz. en sert şeyi bir ve sıfırlar ile kesebiliyoruz. Öyle olunca cennette azap Yok , zulüm yok, yok Ateş yok, ve bu Çağ altın çağ, Mehdi vakti, Cennet zamanı.

Ama cehennemlikler hala var bu çağda da yine. Vaaz ediyorsun, anlamıyor, nasihat ediyorsun, anlamıyor, namaz kıl diyorsun, kılmıyor, oruç tut, yok. Yani Ne laf anlıyor, ne söz anlıyor. Yani biz buna köylü dilinde, "madrabaz odun" deriz. Eğilmez bükülmez odun, sadece ateşe ve sobaya lazım gelen odundur onlar, ondan bir marifet çıkmaz. Ama bazı odunlar var, en azından evde kapı olmuş, çerçeve olmuş, masa olmuş, biraz söz ve nasihat işliyor, anlıyor, biraz yola gelebiliyor, eğitilebiliyor, işe yarar hale gelebiliyor. Ama öbürleri, madrabaz odun, ateşlik, cehennemlik. Ne yapsan anlamıyor, onlar da yine vaktimizde hala bulunmaktalar. Hala Bazı yerlerde ısınmak denen şey, soba yakılaraktan ve, odun ve kömür yakılarakdan oluşturulan bir hal. Daha onlar, ileri teknolojilere, kalorifer ve gaz gibi teknolojilere ulaşacak bir zenginlikte değiller, ve oralarda hala Cehennem mevcut, cehennemliklerde mevcut.
Öyle olunca Rabbim askerime anlayış ve idrak versin de, işe yaramak nedir bu dünyada, bunun idrakine vardırsın. Bu ne kadar kıymetli bir şeydir, işe yaramak, Bunun farkına vardırsın Rabbim.

iDAM YASASININ GERi GELiP GELMEMESi HAKKINDA

Ve şu günlerde bir söylenti dolaşıyor, Bazı hocalar diyor ki :

"idam kalktı da insanlar ahlaksızlaştı, idam geri gelirse, herkes ayağını denk alır ve düzelir."

demesine getiriyorlar, baştaki rejimdeki Parti, Türkiye'de eğer idamın kanun olaraktan geri gelmesi, meclise soru genelgesi olaraktan sorulursa, sunulursa, kabul edeceklerini söylüyorlar.

Yine Osmanlıcılık, ve Osamanlı aklı.

Osmanlı 600 sene, Oraya bağırdı "Geliyorum, boynunuzu vururum", buraya bağırdı "Geliyorum, boynunuzu vururum", Ne oldu Kim anlad, kim nasihattan, Bağırmadan, korkutmadan anladı? Hiç kimse.

Bu Sebeble Osmanlının adı 'Barabara çıktı birde.

Osmanlı'dan geriye ne kaldı?

Birkaç taş bina, Mimar Sinan'ın yaptığı bir kaç taş bina, köprü ve camiden başka ne kaldı. O camilere de kimler gidiyor? 2 tane yaşlı osduraklı, tiksirekli ihtiyar adam. Peki Osmanlı 600 sene Bunun için mi uğraştı!! sonuç olarak yapılan amelin Hepsi bu muydu? O zaman ne işe yaradı, o nun asarım keserim hikayeleri. Zaten kendisi bir defa sarayda zevki Sefa'ya bürünmüş, dışarıda Kimin ne halde olduğundan haberi yok, Hani bunu Hüdayi Hazretleri filminde, bugünün insanları hikaye etmişler ya zaten. Anlatılan kıssalara göre, Padişah,saraya Alimleri çağırmasını, Vezire emir buyuruyor, Vezirde Ek olarak ve yeni alimlerden Hüdayi Hazretlerini çağırıyor. Padişah, orada elinde, bir kutunun içine kertenkele koymuş, kutuda kapalı, oradaki alemlere soruyor,

Kim bunun içinde ne var Bilebilir? diye soruyor
Cevap vermede sıra Hüdai Hazretleri ne gelince, O da diyor ki :

Padişahım diyor, siz nasıl bu saraydan, dışarıdaki ahalinin, aç ve odunsuz kaldığının haberini bilemiyorsunuz, Biz de buradan o kutunun içinde ne olduğunu bilemeyiz, ama belki içinde kertenkele olabilir diyor.

Yani Velhasıl, sarayda Zevki sefa içinde yaşıyorlar, ve dışarıdaki halkın ne halde olduğundan haberdar değiller, 50 tane 100 tane cariye ile keyif yapıyorlar. Bir de anlatıyorlar savaşlara gittiler, gaza ettiler oturmadılar,

Kim gaza etmiş? Kim savaşmış? kim hangi padişah?

Bugün baştaki rejimdeki Adam, Suriye'ye gidiyoruz diyor da, kendisi gidip orada Kılıç sallayıp tüfek mi atıyor, oturduğu yerden adamları gönderiyor ahkam kesiyor, Yani aynı durum, çileyi çeken halk ve asker, padişah olanın bundan haberi bile yok.

Bugün insanlık, hayvanlara bile değer vermenin ne olduğunu anladığı vakitte, Siz hangi hak ve hukuk ile, Bir insanın idamına karar verme hakkına sahip olmak istiyorsunuz. Her bir insan, Allah'ın özene bezene yarattığı, ağız verdiği, göz verdiği,... sen O nun, ona koyduğu bir ağızı, resim olaraktan çizen dersen bile, Onu hakkı ile çizebilmek saatlerini alır, Hele birde, Allah Aslan ve kedildere, çok hassas tasarım, bir ağız tasaralamış. Ben İmam Hatip'teyken,resim dersinde, öğretmenimiz masaya, sınıfımızdan bir kız oturttuve bunun resimini çizin dedi. Bir ders boyu oturdum da, o nun resimini çizeceğim diye uğraşıyordum, fakat resmi o na benzetemedim bile, insanın aynı suretine benzetecek bir yetenek de çalışman bile, saatlerin alıyor ki, Allah binlerce insan yaratmış, ve herbirine ayrı boyda ve güzelikte ağız, göz vermiş, kulak vermiş, ciğer dalak vermiş, binlerce kilometre kan ve damar vermiş. Ve sen bunu, Bu kanı, boynunu vurup yerlere aktırmayı, kendinde hak mı görüyorsun? bu sayede de, diğerlerini korkutaraktan yola getireceğini mi zannediyorsun? ve bu konuda karar verme yetkisini de, kendi partinin hakkı olduğunu mu zannediyorsun? Nasıl bir adalettir bu? nasıl bir anlayıştır bu? Kimin adaleti? Nasıl oluyormuş böyle bir hak? Şu anki dünyada, bir kimsenin imzasi ile, diğer kimsenin canı alıncak böyle? Daha dün insanlar, Kenan Evren bazılarının Hapise attı diyerekten, Yaygara çıkardılar da, adamın komutanlık belgesini elinden aldılar, Dün hepimiz Kenan Paşa'yı alkışlarken, başka birisi geçti, yeni gelen bir rejim, Kenan Paşa ya yanlış yaptı dedi, ondan zarar görenler de onu desteklediler, ve adamın rütbesini elinden aldılar. Ahirete rütbesiz gitti adam. ve sen dün Kenan Paşa'yı Hapise attı diyerekten Zalim diye ilan ederken, bugün sen başkalarını, idam edip, başını kellesini almayı, kendinde bir hak görerekten, Kenan Paşa'dan daha mı merhametli oluyorsun? Hangi akıl bu ya? nerede O Kenan Paşaya itiraz edenler, bugün niye idama itiraz etmiyorsunuz.
O Kenan Paşaya itiraz edenler de zaten, ondan zarar görenler de, hepsi o günün kavgasını çıkaran kötü adamlar idi Zaten, Çünkü o günkü kötülüğün temsilcileriydi onlar. o Savaşı kavgayi çıkaran kimselerdi. onlar tutuklanmayıpta Başkası mı tutuklanacaktı, o gün ülke, onlar dövülmeden mi asayiş sağlanacaktı? Elbette ki onlar dövülcekti. bugün sen nasıl fetö'cüleri hapse atıyorsan, O gün de onlar, fetoculardan daha beter, Çarşıda pazarda acımadan adam öldürüyorlardı, acımadan insan Canına kıyıyor lardı, peki Ne oldu şimdi, o mu adaletli davrandı, Sen şimdi bugün kendi keyfine Keder, sana itiraz edenleri, asmak kesmek için, korkutmak için, idam yasasını çıkardığında mı haklı davranmış oluyorsun. Artık Bunun kararını ve cevabını, halkın anlayışına bırakıyorum.

Mehdi vakti, bu altınçağda, cennet vaktinde, insanlar Mehdi'nin emrine uyarsa, böyle idama da gerek kalmaz, ateşe ve Cehenneme de gerek kalmaz zaten. herkes cennetlik olursa, cehenneme ne hacet, ataşe ne hacet…

Kuranı Kerim'de geçen kıyametin alametlerinden birisi de
Tekvir suresi 2. ayette geçen

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve izân nucûmunkederat.

Meali :

Yıldızlar (kararıp) döküldüğünde.

Sadakallahul Aziym TEKVİR Suresi 2. ayet



"Yıldızlar döküldüğü zaman" geçiyor ve bunu ~2-3 sene önce Facebook'tan Ben, çokça sanatçı ölüverince, Bu ayeti buraya yorduğum için, işte yıldızlardan birisi daha öldü döküldü dediğim zaman, sen o ayeti nasıl ona yorarsın, onlar onlar değil, Yıldızlar, gerçek Yıldızlar, tepemizdeki Yıldızlar sanatçılar mı diye benimle kavga edenler oldu.

Halbuki Gökteki yıldızlar, bizim enerji boyutlarımız. Ve yıldız da, sadece öyle şarkı söyleyen, türkü söyleyen, film yapanlara denilmiyor, kainatta Yıldız, Işığı ile insanlığı aydınlatan, insanlığa fayda veren Herkes, bir yıldız, belki Mahallesi'nin Yıldızı, belki Sokağı'nın Yıldızı, belki evinin Yıldızı, Belki bir memleketin Yıldızı, Belkide dünyada pırıl pırıl Parlayan Bir Kutup yıldızı. ve bu Yıldız meselesini de şu şekilde açıklayayım : Mesela Amerika'dan bize ışıldayan bir yıldız var ki, Harrison Ford denen bir adam var, ilk defa motor ve arabayı icat etmiş, ve biz araba ve motoru kullandığımız müddetçe, o yıldızın ışığı bize hala Işık vermekte, ve ışığını görmekteyiz, Gecelerimizi aydınlatmakta, ve dünyamıza hala Işık vermekte, Çünkü dünyamızda hala, onun bulduğu motoru, icat ettiği buluşu kullanılmakta. Ve O Onun Yıldızı, onlar durduğu müddetçe, sönmemekte. Ne zaman biz arabadan vazgeçtik, motordan vazgeçtik, başka bir şey icat Ettik, belki o zaman sönmeye başlar onun yıldızı. Yine bu araba gibi teknolojik bir şey olması şart değilm Çok eskidenm amcanın bir tanesim ya da teyzenin bir tanesi kaşık diye bir şey bulmuş mesela, Yemek yerken kaşık kullanıyoruz. Kaşık kullandığımız müddetçe, o amcanın ya da teyzenin, o nun Yıldızı bize hala Işık gönderiyor ve, gökyüzünde biz onun yıldızını sönmemiş ve, bize ışık veren bir yıldız olaraktan hala görmekteyiz. Ve bunun misallerini Sizler istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz. Yani Yıldız demek, İnsanların işine yarayan, insanlara ışık tutan, yol gösteren bir kimsenin enerjisidir. o Işık insanlara yol gösterdiği müddetçe, o yıldızın ışığı Sönmez. işte sanatçılarda insanlara film yapmış, şarkı söylemiş, bir eser bırakmış ve, artık uyuma vakti gelmiş, ve öbür aleme geçmiş, O yüzden, hani belli bir süre daha onun Yıldızı Sönmez ama hani, Çünkü ahiret Baki diyor Allahu Teala. Yani bugün YouTube diye bir Tuğba dalımız var, o dalda televizyon icad edildiğinden bugüne kaydedilmiş filmlere ve videolara ve şarkıları erişebilmekteyiz, Öyle olunca sönük de olsa 50 insandan bir tanesi de aramış izlemiş olsa da, o yıldızı görebiliyor hala. mesela Amerika'dan birisi Michael Jackson şarkısı dinliyor şu anda diyelim, Michael Jackson'ın Yıldızı hala ona Işık veriyor, O an belki bulutların arasından, Michael Jackson Yıldızı, onun köyüne, evinin üstüne doğuyor. Ama Avrupa'da dinleyen kimse kalmamış o gece, Evet o gece Avrupa'dan O Yıldızı gören olmayabilir, hava bulutludur, Michael Jackson Yıldızı gözükmüyordur belki o gün yani. Bu meseleyi bu şekilde izah etmiş olalım. Bu mesele de bu şekilde. Öyle olunca, yani Yıldız sadece sanatçı ve şarkıcı demek değildir, bunu izah etmek istedim Burada da. Hani bu izahıma şöyle bir açıklama daha getireyim : Mesela bilgisayar bir bütün, ama bilgisayarın bugünkü halini alması için, onlarca parça gerekli, mesela Eskiden bilgisayarın bir parçası olan disket, bugün geçerli değil, ama disket de icat edilen bir buluş idi, Ve o gün keşfolmuş idi, o gün o Yıldız Bize ışık tuttuda, bugüne ve bugünün bilgisayarlarına geldi insanlar. ve biz disketi ve o Yıldızı unutursak, bugünkü SD kartları bulamayız, O yüzden disketi bulan amcanın ışığı da, hala Bize ışık vermekte. Yine bilgisayarda binler veya onlar yüzler parça var, radyoda onlarca parça var, binler demeyelim de, yüzler parça var, Öyle olunca her bir parçasını keşfeden amca da 1 yıldız, teyze ise, Teyze de bir Yıldız, ve yine mesela mahallindeki yakışıklı bir erkek ve, güzel bir kız da Yıldız, Çünkü o da mahallenin yıldızlarından bir yıldız, Değil mi? Aşk yıldızı. Bu meselede buraya kadar.

DÖNENCE&EKiNOKS

Ve dün 23 Eylül 2019, Ekinoks günüydü, ve Ekinoks ve dönenceye bir açıklama getireceğiz İnşallah bu vaazımızda. Yine Nobel ödülüne layık bir açıklama getireceğiz. ve dünya öyle sanıldığı gibi tek yörüngede dönmüyor, doğudan batıya, doğudan batıya.

Ve bir defa kuzeyden güneye dönüyor ve sonra güneye varıncada,tekrar güneyden kuzeye dönüyor. Bir defada doğudan batıya, batıya varıncada,tekrar batıdan doğuya doğru dönüyor. Bunu bile bilemedi insanlar hala, ve dönemenin sadece bir yönde olduğunu, sadece doğudan batıya döndüğünü varsayiyorlardı. Halbuki doğudan batıya dönüyor, ve dönme yerine gelince, Oradan da batıdan doğuya doğru dönüyor, bunu bile hesap edemedi daha Bilim adamları. Bu bizim sayemizde insanlara ilk defa duyurulan bir bilgi, öğretilen bir bilgi. Ve yine kuzeyden güneye kadar gitti, güneyde, o son noktaya, ya da dönenceye geldiğinde, tekrar bu sefer güneyden kuzeye doğru gitmesi gerekiyor. ve bu da bu şekilde. Ekinoks gece ile gündüzün eşit olduğu vakit ödeniyor ve 23 Eylül ve 21 Nisan da oluyor. 2 defa meydana geliyor. neden 2 defa? işte birisinde kuzeyden güneye doğru dönüş, birisinde de güneyden kuzeye doğru dönüş. Güneyden kuzeye doğru döndüğü zaman, kış burcuna, yani 21 Aralık'a doğru gidiyoruz, Çünkü şu anda 23 Eylül ve, buradan biz navigasyonumuza, hedefimize 21 Aralık yazdık ve, 21 Aralık kış demek, kış mevsimi, kış ve kar ve soğuğa doğru gidiyoruz. ve o da kuzeye doğru gitmemiz gerektiğini gösteriyor. Dünyamız yörüngesini bu sefer kuzeye doğru tuttu öyle gidiyor. 23 Eylül'de bu Rotayı ona vermezsek, dünya kuzeye doğru gitmez, ve zamanın ve mevsimin sahibi verir o Rotayı ona, kuzeye doğru git diyerekten. ve neden 23 Eylül, diğerleri 21 inde, ayın 21'inde de, Eylül'ün 23'ünde? Çünkü uzaklaşarak dan gitmesi gerektiği için, uzaklaşması için açının büyük olması lazım, 23 derece açı ile genişlediği zaman, soğukluk derecesi ve, Hani o belli dereceyle dünya soğuması lazım ki, Dünya güneşten 21 derece ile uzaklaşması ile soğuduğunda, vaktinde, ve 21 Aralık'taki kar borcuna varamayız. O yüzden 23 derece açıyla gittiği ve uzaklaştığı zaman Dünya Güneş'ten, ve soğuma öyle gerçekleşir ki, kar vaktine ereriz. oradan 21 aralığa Vardığımızda ise, en uzun gece ve, güneşten en uzak olan noktaya Dünyamız varmış olur, hem genişlik olaraktan, hem uzaklık olaraktan, Güneş'ten en uzak olduğu, yani rayından çıkma seviyesine kadar varmıştır. Ondan sonra dönüp tekrar dünyaya doğru yaklaşması gerekmektedir. ve önce genişlik olaraktan yaklaşması gerekir, önce genişlik olaraktan yaklaşır yani daralma yapar 23 derece tekrar 21 dereceye dönerde öyle açı alır ve, daralaraktan güneşe doğru gider ki, 21 Nisan'a Vardığımızda açısı daralmıştır. yani Mevsim ilkbahara geldiğinde Gece ile gündüz yine eşit olmuştur. Ondan sonra ise, bu sefer yönünü doğu-batı yönünde tutar ve, o zaman bu sefer güneşin üzerine doğru gitmeye başlar ki, o da yine, 21 derece açı alır ve, güneşin üzerine doğru gider ki, 21 Haziran da Güneş'e en yakın olduğu yere, hatta içine düşmeden yakınında durabildiği, en yakın mesafeye doğru varır ve, bu hareketi doğudan batıya doğrudur, diğer hareketi ise, kuzeyden güneye, güneyden de kuzeyedir. 21 Aralık'ta kuzeyden güneye doğru hareket eder, 23 Eylül'de güneyden kuzeye doğru. 21 Haziran'da uzaklaşması için önce genişleme yapması gerekir, önce genişleme ve buradaki hareketi doğudan batıya Doğrudur, yani güneşten, güneşin ters istikametine doğrudur, Tekrar oradan 23 Eylül'e geldiğinde uzaklaşmıştır ve, Oradan da 23 derece açı alaraktan kışa doğru kuzeye doğru hareket eder. Yani o atom resimleri yapılır ya, üzerindeki elektronlar, değişik yörüngelerde üzerini Kaplamış vaziyettedir ya. dünyamız ve güneşimizin hareketi de, aynı o atomun elektronlarının, atomun üzerinde, değişik yörüngelerde üzerini kapladığı gibidir. Yoksa tek eksende, tek yörüngede, sadece doğu-batı ekseninde değildir. Ve bu, şu anki bilim ve buluş ile keşfedilmedi, bilinmedi. ve biz ilk defa söyleyeniz. ve O Nobel ödülünün, bu sene Yine bize verilmesi lazım. Dünya Kuzey Güney ekseninde döndüğü zaman kutuplardaki Gece ve gündüz oluşur ve alti ay biri alti ayda biri sürer. Ve doğu-batı ekseninde döndüğü zaman ise, güneşin erken doğması Veya geç doğması meydana gelir. yani birisi yaz veya kış dönencesi dir, öbürü gece veya gündüz dönencesidir. 2 tane gece gündüz dönencesi ve yani İki tane doğu-batı dönencesi, iki tane de Kuzey Güney dönencesi ve, doğu batı her birisindeki konum ve yeri, ayrı bir yerde olduğu için, her Birisi en uzun gece ve biriside en uzun gündüz ve derecedir, 4 tane dönence vardır, ikisine Ekinoks derler.


Başka bir mesele

Arkadaşın bir tanesi bir hadisten bahsediyor, Mehdi hakkındaki bir hadisten,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Sizlere Mehdi'yi müjdeliyorum. Halkın ihtilaf ve çekişme zamanında ümmetime gönderilecek ve yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Gökte ve yerde olanlar O'ndan razı olacaklar ve O, malları sahih olarak (doğru) taksim edecektir. Adamın birisi “Sahih olarak nasıl taksim edecek?” diye sordu. Buyurdu ki “Halkın arasında eşit olarak (dağıtacak).” Sonra buyurdu ki “O zamanda Allah, Muhammed (s.a.a.) ümmetinin kalbini zenginlikle dolduracaktır ve O'nun adaleti onların hepsini kapsayacaktır.

Hatta nida eden, ‘Mala ihtiyacı olan var mıdır?' diye nida edecek, bir kişiden başka hiç kimse kalkmayacaktır. Bunun üzerine ona git hazinedara ‘Mehdi bana mal vermeni emrediyor de' diyecek. Bunun üzerine hazinedar ona seç diyecek, adam onu kendi evine getirip açınca pişman olup ‘Ben Muhammed'in (s.a.a.) ümmetinin en ihtiraslısı mı oldum, yoksa onlara yeterli gelen bana kifayet etmedi mi?' diyecek. Sonra şöyle buyurdu: ‘Bunun üzerine o malı geri getirecek, ancak ondan geri alınmayacak ve biz verdiğimiz şeyi geri almayız denilecektir.' Böyle yedi, sekiz veya dokuz sene devam edecektir, bundan sonra hayatın bir hayrı yoktur.”

(Hadis-i Şerif , Muhammed Nasırüddin Albanî, Silsiletü'l-Ehadisi'z-Zaifa ve'l-Mevduati ve Âsâruha's-Seyyidi'l-Ümmet, c. 4, s. 91, Hadis No: 1588, Mektebetü'l-Mearif, Riyad.)

Ve bu hadis ne kadar doğru ise, Mehdi Aleyhisselam döneminde Mehdi Aleyhisselam altını, parayı, malı, bol bol dağıtacak ta, hatta adamın bir tanesi Gelip para ve altın isteyecek ve Mehdi de git Hazinedar dan istediğin kadar al diyecek, ve o da çuvallarını altında doldurupta, tam gidecekken, bu sefer dönüp yanlış yaptığının farkına varacak, ve parayı geri vermek isteyecek, fakat Hazinedar da, biz verdiğimizi almayız diyecekmiş.

Ve o adam (o Arkadaş) diyor ki : Her kim mehdilik iddia ediyorsa, ben ona varayım ve, bu hadise göre o bana bir kamyon altın ve para versinde madem , o zaman ben onun gerçek Mehdi olduğunu bileyim diyor.


şimdi bu hadisi söyleyen arkadaşın zaten bir tarafgirliği var. Nasıl derseniz, bugün Suriyelileri çağırıp da, onlara para pul vermeye kalkan, kendi vatandaşına değil de, onlara veren amca kim belli. O ndan istiyorlar gözüküyor. onlara para pul dağıtan amca o gözüküyor güya. Bu arkadaşın Payı paye ve primi T. amcaya vermeye kalktığı ortadan zaten. Bize vermemek de gayesi zaten. Ama yine de biz bu konuya şu açıklamayı getirelim inşallah, o amca da belki bu soruya cevap bulur ve mutmain olur gönlü.
Mehdi vakti Altınçağ ve, o Çağ şu an bizim vaktimiz, Benim vaktim demiştim. Benim vaktim de ki her şey Altın. Adı üstünde Altınçağ, altından kasıt, yani üstü altın kaplamalı, ya da metal altın, her şey altından yapılmış, altından kaşık, altıntabak değil, yani altın kadar kıymetli şeylerin vakti, hemen buna açıklama getireceğim inşallah.
Mesela en küçük örnek olaraktan, masamda, önümde tükenmez kalem var. Ve şu anki insanlardan bizler, bazı hadislerin sahih mi Değil mi, ravileri yalancı mı, doğrucu adam mı, falan festigan diye irdeliyoruz,

Neden? Çünkü sağlam bir kaynaktan gelmiyor, ağızdan ağıza geliyor, Eğer yazılı bir belge olsaydı, Hatta bir kaç belge, aynı yazı, birkaç kopyali, birkaç kimseden, bize kadar ulaşmış olsaydı, böyle şüphe eder miydik? etmezdik. Ama ne yazık ki, Muhammet vaktinde, şu elindeki tükenmez kalemden bir tane yoktu. Kuranı Kerimi yazabilecek bir tükenmez kalemleri yoktu onların, is ve kurum ve, kan ile, bilmem ne ile, taşa, kemiğe, deriye yazmaya çalışmışlar. Kağıt da yok. o vakitte bir kalem olsa,ama yok. Bu yüzden kalemin ne kadar kıymetli değerli olduğunu anlayın. Yani 1 tane Tükenmez kalemi, Belki bir euraya, Hatta 20 cent, yada 50 cente kadar alabiliyorsun Bu devirde.
inanıp iman edip etmemek sizin kendi Paşa gönlünüze kalmış ama, Muhammed bana Miraç etti, ve ben Muhammed ile konuşup tokalaştım, en son beni yolcu etti, oradan ayrıldık birbirimizden bir vakit. İşte o Miraç da beni görmeye geldiği vakitkilerden beni gördüğü vakitlerden bir vakit idi o. Eğer beni çokca görüp ayagimdaki bene kadar gördüyse, birkaç defa Miraç ettiyse, o zaman, bir defa daha geldiği zaman için, ben hazırlık yapayım, 10 paket 4 lü kalem, her bir pakette 4 tane 5 tane tükenmez kalem olsun, 50 tane tükenmez kalem alayım, 5 pakette kağıt alayım, her bir pakette 100 yaprak kağıt var, eder 500 yaprak, 2 sayfalı yazdığın zaman, eder O da 1000 sayfa ve, Kuranı Kerim 666 sayfa olduğuna göre, onların biraz büyük yazdıklarını düşünelim ve, 1000 sayfaya yazıdıklarını düşünelim Kuranı Kerim'i. bunları hazırlayayım, Muhammed bana bir daha daha Miraç ettiğinde, Sana bir paket hazırladım, bunları götür Ebu Hureyre ver, ve Kuranı Kerimi ve hadisleri yazsın diyeyim, sana bir dahaki geldiğinde, bir koli daha vereceğim diyeyim. hadisler ve kuran, Bize kadar, hepsi Sahih kaynaklı ulaşsın diyeyim. Muhammed'in buradan götürdüğü bir Tükenmez kalemi, Muhammed orada bir ihtiyacını karşılamak için satmaya kalksa, O bir tükenmez kalem ve 10 yaprak kağıt, o devirde kaç para eder ve, kaç tane deve verirler o çağda. Hani Osman Efendimiz savaşa gitmeden önce askerleri donatmak için 3000 deve harcadığı, yada 3000 Dinar harcadı diyorlar ya. böyle Yiğitler varmış orada, 3000 Develi, 3000 dinarlı, o kağıda kaç lira verirler, o bir deve bir Porsche marka araba diyorlar şimdiki zamanda. tükenmez kalemlere kaç parça Verirler. Onu icat edecek olan amca, bakıp inceleyecek,o amca hele daha daha fazla dinar verir değil mi. Benim burada 35 kuruşa aldığım bir tükenmez kalem ile birkaç yaprak Kağıt, Milyonlar değerinde oldu mu sana. altın kıymetinde. Ama sen o altının Kıymetini bilmiyorsun, şimdi buruşturup Çöpe atıyorsun, Ben bile yalancılık etti miydi tükenmez kalem, çöpe atıyorum, bizim yanımızda bunların diğeri yok sanki, altının kıymetini bilmeyenleriz biz, ama al götür Muhammed vaktine, yada Daha öncesi Musa vaktine, İbrahim vaktine, hele İbrahim vaktinde neler etmez o bir tükenmez kalem, Değil mi. o zaman ey arkadaş sen altınların içinde boğulmuşsun zaten. bak benim vaktim de ki, diyorum ya, her şey altın kıymetinde, Sen altınların içindesin fakat altınların farkında değilsin, daha hangi altın istiyorsun o zaman, Zaman Yolcusu olsam, alır giderim, bunlari fahiş fiyattan O devirde satar gelirim. O çağda çok zengin olurum, o zaman fabrika kurarım, Ben burada Kağıt nasıl yapılır kalem nasıl yapılır, Yapmasını biliyorum, Şimdi giderim o çağda, o çağın en zengini olurum, kağıt fabrikası kurarım, o çağda Muhammet vaktinde, kağıt fabrikası Kurarım, köşeyi dönerim. Mesela Feto neden Afrika devletlerine gidiyor, oralara mekan kuruyor, ,çünkü bizim 1 liramız orada Belki 10.000 lira ediyor da ondan. aynı sistemin vaktimiz ile geçmiş vakitler versiyonuna gittiğimiz zamanda, Elimizde olan bir değer, geçmişteki bir zamanda, milyarlar ettiğini anlayın yani . O zaman şu anki insanların hiç birisi altınçağda olduğunun da farkında değil, elindeki En küçük şeyin bile, ne kadar kıymetli olduğunun farkında değil, ve Bunları bırakıp da, hala açgözlülük edip de, altın isteyene Ben daha ne diyeyim, ne cevap vereyim.

Bu sorunun 2. versiyon cevabına gelince

Geçen haftalarda dedik ki, burası artık Cennet ve, burada Ateş azaldı, her şeyi Biz Dalga ile yapıyoruz dalga da neydi 1 frekans ve Yani bir ve sıfırlar halinde bir program ve yazılım ile biz resim video ses renk her şey yapabiliyoruz.

Yine bir ve sıfırlar ile elektrik 1 ve 0 lardan oluşur dedik ve mikrodalga fırın var Ateş yakmadan bir ve sıfırlar ile bir şey pişirebiliyoruz fırınlar elektrikli fırınlar, Yine elektrik ile, Yani yine iyi iyon hareketi ile ateş yakmadan fırın gibi kullanabiliyoruz, Hatta buzdolabı yerine kullanıyoruz, Bu sefer donduruyoruz istediklerimizi muhafaza ediyoruz, saklamak istediğimiz şeyleri. Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere ve, şu anda sistem para olaraktan da dijital e geçmek üzere. Zaten bu, ilk defa Banka havalesi yapıldığı zaman, dijital, yani Bir nevi Hani konvansiyonel makineler deniliyor ya, Yani daha dijital paranın ilk altyapısıydı o. Çünkü Mesela ben İstanbul'dan Almanya Frankfurt a para havale ettiğim zaman, ben havale ettiğim parayı, İstanbul'daki bir bankaya yada, postaneye yatırıyordum, ve alacak adam da frankfurttaki postaneden parayı alıyordu. ve para öyle otobüse yüklenipte Frankfurt'a kadar götürülüp, orada benim verdiğim para, verilmiyordu. havale gerçekleştiğinde, Bendeki parayı İstanbul'daki Banka alıyordu, Verecek parayı da, frankfurt'taki banka veriyordu, ama onların kendi aralarındaki parayı tutmaları ayrı sistem, Ama para dijital olaraktan hareket etmiş oluyordu, bu konvansiyonel sistem, daha bu dijital e geçmeden önceki ilk yapı, ana yapıydı bu. Artık günümüzde banka memuru bile olmadan bankomatlar internet ile ödeme yapabiliyoruz, hiç nakit taşımadan, bankamızdaki para ile ödeme yapıp, alışveriş edebiliyoruz. Ne oldu? zaten biz dijital paraya geçmişiz zaten, para dijital halde, ama işte Bitcoin denen sistem ile bunu tek elle bindirmek istiyorlar ve tek bir şartele bindirmek istiyorlar, yanlış olan bu, bizim kabul etmediğimiz mesele bu. Tek kimsenin tekelinde ve şarteline bağlı olamaz. ama dijital para güzel bir şey, zaten dijital para kullanıyoruz şu anda biz. Bankomat ile ödeme yapan bir adam, zaten dijital para kullanıyor. Bunun daha ilerisi ne ki işte Hollanda veya Danimarka artık nakit parayı kaldırdı ya da Belçika bunlardan birisi. Artık orada nakit geçerli değil ve, eğer sen onlardan biri olup da, onlar bizi dijitale geçmeden önce, paranı çekipte, Ben nakit kullanacağım diye bütün paranı kağıda çevirdi mi sen, ondan sonra onlar sistemi değiştirip, Dijitala geçtiyse, ve sen yaşlı bir adamısın, ven senden sonra gelen çocukların, Senin o kağıt paraları bulsalar, ve sonra götürseler ki bankaya, bizde bu kadar para var deseler, o paranın kaydı yok artık, kaydı olmayan bir para, dijital sisteme giremez, Siz bu parayı nereden aldınız diyecekler, biz bunu kabul etmiyoruz diyecekler, bunu sisteme sokamayız,böyle bir para yok derler. yani o zaman ne olmuş oldu, o senin dediğin Mesele yani, o hadisdeki hazinedarin geri almamasi olayi, yani böyle de olabilir. Yakında o da olacak güzel arkadaşım. yani eğer şu anki sistemde dijitalleşmeyi kabul etmezsek ve, biz nakit kullanacağız diyen, ben gibi eski kafalardan birisiysen, Yarın o parayı geri vermek istersen de, paran geçerli olmayacak, böyle tehlike var, Ama şu anki ikinci tehlike. Para birisinin tekeline ve, şarteline geçerse para, yine senin paran olduğu halde, seni blokladılar mı! seni parasız, pulsuz, Atsız, arabasız, enerjisiz bırakabilirler, aç ve susuz bırakabilirler, çünkü para Tekeli, tek bir kimsenin elinde olacak ne kadar kötü.
Yanlış olan bu, doğru olan dijitali kullanmak, aynı bir ve sıfırlar ile parayı havale ediyoruz, bankomat ne yapıyor 1 ve 0 lar ile ödeme yapıyor, Öyle olunca zaten dijital para gündemde, aynı şeyi 3 defa tekrar ettim farkında mısınız. Ve eğer sistem dijitalin manasını hakikatini anlar ise, altının bir kıymeti yok ki, altın bir metal idi, belli bir paranın karşılığı idi oda zaten. o yenmez içilmez, metal, Parayı biz dijital olaraktan saklaya bildiğimiz zaman, koruyabildiğimiz zaman, altına ne hacet, altını ancak işte, bilgisayarlardaki çiplerde kullanırız, ya da, iyi iletim yapması gereken aletler de, iletken kablo olaraktan kullanırız. yoksa metea ve değeri yok, Gümüş de aynı şekilde, Dün 1 ay çalışıyorduk, bize 10 tane kağıt veriyorlardı, bugün çalışacağız bize, 10 tane şifre verecekler, bir ve sıfırlarlardan oluşan mesela 10 tane şifre verecekler, aynı şey, ha Kağıt, ha bir ve sıfırlarlardan oluşan bir şifre, Ama dedim ya, bu birinin tekeline girerse kötü, şu anki kullandığımız haliyle kötü değil, bundan daha ilerisi düşünüldüğünde de kötü değil, Bu meselede bu şekilde.


Raşidi Tarikatı Derslerinden Silsileyi Melae

Yani silsilemiz den, hangi melek grupları, hangi tarafımızda, onu arayıp bulma yöntemini öğreteceğiz bu hafta inşallah, daha önce sayfalarımızda konu ile ilgili başlığı attım, fakat açıklamayı ileride yapacağımızı söylemiştik, nasip bugüneymiş.

Bir kaleme kağıt alıp yazılır, Sağımıza, solumuza, önümüze, arkamıza doğru, doğduğumuz ev, doğum haritamız olacak, ve oturduğumuz ev son haritamız, yaşam haritamız olacak, ve ona göre, sağımızda veya solumuzda, önümüzde, ardımızda, Cebrail isimli kimseler aranır, bu taaaa uzak memleketlere kadar da vrarabilir. Ama Bizim memlekette, bu isimler çok güncel isimler değildir, seyrek konulan isimlerdir, O yüzden, ben size bunun daha kolay yöntemini anlatacağım. Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail isimlerini bulamazsınız, daha kolay yöntem şu şekilde :

1.Mikail Aleyhisselam
Yine önce bu isimdeki şahıs ve mekan ve şeyler aranır, bulunamaz ise
Dedim ya yön olarak, ön arka sağ ve sol tarafımızda şimşek, yıldırım, yağmur, rüzgar, fırtına, deprem, gibi isimler aranır yani Mikail aleyhisselamın görevleri olan, yada sıfatları olan isimlerden bir tanesi aranır, bu ama insan ismi olsun, ama bir ev, veya site ismi,şehir ismi, veyahut da bir fabrika İsmi olsun, bu isimdeki yer veya şahıs, hangi tarafımızda ise, biz o tarafımızdan o Melek'e bağlıyız ve o melek Hz. Mikail aleyhisselamdır. Bulunan O melek isminin yönü, bizim doğum evimizde ise, Biz doğarken O Melek o tarafımızdaymış.

2.Cebrail Aleyhisselam
Yine önce bu isimdeki şahıs ve mekan ve şeyler aranır, bulunamaz ise
O melek ismi önce cebaril isimli kimseler aranır, bulmaz isek, Hz Cebrail, Peygamberin kalbine kurani indiren, yani ilk canlı Kuran, Hz cebrail, öyle olunca Kuranın isimleri olan, Furkan, Hikmet, Şifa, ceza,.... bu isimler ve Kuranı Kerim'in diğer bütün isimleri, Kuranı Kerim'in isimi olarak geçen, isimlerden olan şahıslar veya yer veya mekan isimleri, hangi tarafımızda ise, o tarafta da Cebrail Aleyhisselam vardır. Kuran'ı Kerim'i ilk bilen ve vahyeden olduğu için, yürüyen Kur'an Muhammed diyoruz ya, ama Muhammed'e de öğreten, Muhammed'den önce Cebrail vardı, Cebrail esas Kur'an oluyor, öyle olunca, Cebrail Aleyhisselam'ı, Kur'an'ın isimlerini nerede görürsek, o tarafımızda da Cebrail Aleyhisselam var demektir, o cephemiz, de hangi cepheyse, önümüzde, ardımızda veya sağımızda, solumuzda veya köşemizde, bu da ikincisi.

3.israfil Aleyhisselam
Yine önce bu isimdeki şahıs ve mekan ve şeyler aranır, bulunamaz ise
İsrafil Aleyhisselam'ın gelince, İsrafil aleyhisselam sur üfüren veya borazan üfüren demekdir, borazan ne demektir, borazanlı, yani elinde Neyi tutuyordu, sur üfürmek, üfürmek ile, Yani bu musevilerin, o boynuzu üfürmeleri de onu temsil eder. ve kuşlar borazanlı hayvanlardır. öten hayvanlardır. Hele birinci olaraktan horuz onu temsil eder, Şahin, karga, kartal, Bülbül,..tavuk horoz, yani her türlü kuş, horoz, tavuk, tavus kuşu, deve kuşu, kuş cinsi her hayvanın ismini taşıyan hayvan, şahıslar, veya yer ve mekan veya şeylerden, onun lakabını veya ismini taşıyan kimseler, hangi tarafımıza düşüyorsa, o tarafımızda da İsrafil aleyhisselam vardır. o tarafımızda duruyor, o tarafdan Biz İsrafil aleyhisselama bağlıyız demektir. şu şekilde bir ilave de yapalım, müezzin, yani insanlardan öten borazanlı ne demektir, ezan okuyan, yani Öyle olunca mahallemizin müezzininden nerede durduğunu biliyorsak, O da yine İsrafil Aleyhisselam'ın ne yanda durduğunu gösterir, yahutta onu da bulamazsak, mekan olaraktan, Minare evimizin hangi tarafına geliyorsa, o tarafta yine, İsrafil Aleyhisselam'ın ne tarafımıza hangi köşemizde durduğunu gösterir. Yine şarkıcı, türkücü ve sanatcılar,... onu temsil eder. Eğer soracak olursanız bir şehrin her yönünde cami ve minare var, O zaman ne olacak derseniz, Size en yakın olan Sizinki.

4.Azrail Aleyhisselam
yine önce bu isimdeki şahıs ve mekan ve şeyler aranır, (Azra,Zara,Zarel,Zarael,Ecel,Katil,vahşi..) bulunamaz ise
Azrail Aleyhisselam'ın Etrafınızda durduğu yere gelince, öldüren ve zarar veren her hayvan, her insan, her şey, her alet, her Erdavat, mesela yanınızda silah tabanca tüfek tank,... fabrikası var, zararlı mı? zararlı, insan öldürürmü evet öldürür, yani Azrail demek olmaz mı? Bıçak Fabrikası var, zararlı mı, zararlı ,adam öldürebiliyor mu, öldürüyor, öldüren bir alet Erdevat ne varsa, fabrika olsun, yahut insan olsun, yani bir katil insan var oda aynı, veya yılan, timsah, kaplan, panter gibi, insani öldürebilen bir hayvan ve, canlı olsunö hepsı onu temsil eder. Mesela yanınızda, komşunuz bir katil adam var, O adam Azrail'in ne yönde olduğunu gösteriyor Size. Yine yanınızda bir tane Bıçak Fabrikası, O da diyor ki size, öldüren bu tarafta diyor, yani öldüren kim idi, Azrail'i di. ve burada artık kendiniiz daha fazla yorum getirirerekten bulabilirsiniz. O da, o da sizin haritanızda, Azrail Aleyhisselam'ın, hangi tarafımızda olduğunu, ve hangi taraftan size bağlı olduğunu, ve doğum haritanızda, Siz doğarken Azrail in, ne tarafınızda durduğunu gösterir.

5.Feryail ve Ferruh Aleyhisselam
yine önce bu isimdeki şahıs ve mekan ve şeyler aranır, bulunamaz ise
Feryal veya Feryail ve Ferruh Aleyhisselam, rüzgarların prensesi ile prensinin, hangi tarafımızda durduğuna gelince, size hangi taraftan Meltem yeli esiyorsa, yani Meltem yelinden kasıt, size hangi taraftan bir iyilik geliyorsa, o taraf Ferruh Rüzgarı, ferahlık Rüzgarı, erkek olan rüzgar, Ferrruh aleyhisselam o tarafınızda duruyor demektir. Hangi taraftan da size, elem ve keder, çile geliyorsa, o tarafta da Feryal Rüzgarı, ama Feryail Ferruh'un komutanıdır, Ferruh komutan değildir, Ferruh onun askeridir. Çünkü Allahu Teala insanı, Adem'i ilk defa çamurdan yarattığında, kuruması için, 40 sene çile Rüzgarı, yani Feryail esmiş, bir senede Ferruhrüzgarı esmiş, ve bu yüzden insanın ömründe, insana şans ve surur (1/40) 40 da 1 güler, ve vurar kapıyı çalar.

NOT :
Yine önemli bir açiklama daha, Mesela Sen zaten bıçak Fabrikası'nın sahibimisin, ya da oğlusun, Eee sen Azrail grubundansını zaten, onun soyundansın, ya da silah fabrikasında mı çalışıyorsun yada müdavim askermisin, Azrail grubundansın.

Yine senin isimin veya lakabın Rüzgar mı, Tayfun mu,şimşek mi, yıldırım mı,... sen Mikail soyundansın.
onun grubundasın, Mesela sen elektrik kurumunda çalışıyorsun, elektrikci misin, elektriğin simgesi ne idi, Şimşek şeklindeydi, Yani sen yine Mikail Aleyhisselam'ın grubundansın soyundansın. Zaten sen onlardansın. Sen Mesela hafızsin, sen o zaman zaten Cebrail grubundan sın soyundansın.

Bu derste buraya kadar.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Vaazi mp3 olarak indirmek icin linke sag tikla farkli kaydeti sec 



Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 27 Eylül 2019 Cuma

Original Kar © glan

Mittwoch, 28. August 2019

Korktuğun Rüyayı Sen Hayra Yor (Kar©glanin 25 Ağustos 2019 Vaazi)


Korktuğun Rüyayı Sen Hayra Yor

(Kar©glanin 25 Ağustos 2019 Vaazi)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve ennehu huve rabbuş şı’râ.

Meali :

Ve muhakkak ki, Şira’nın (Şira Yıldızı’nın) Rabbi de O’dur.

Sadakallahul Aziym NECM-49 ayet

Muâz'ı Yemen'e gönderirken

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Nerede olursan ol, Allah'tan sakın. Kö­tülüğün peşinden onu silecek bir iyilik yap. İnsanlara (dâima) iyi mua­melede bulun.

( Hadis-i Şerif )

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :


Hazreti Mevlana diye siymiş ki

dost altın gibidir, Bela ise ateş gibidir.
Halis altın, ateş içinde saf hale gelir.

Ve bu sebepten bütün alimler belayı kendilerine Nimet görmüşler, onları erdiren Nimet bilmişler.
Halbuki Türklerden, Ziya Paşa'nın bir sözü vardır : nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın, hakkı kötektir.
Nasihat ile yola gelmeyeni, etmeli tekdir, Yani biraz zor kullanmak gerekir nasihat ile uslanmayanı yola getirmek için, hala yola gelmiyorsa, onu dövmek gerekir demiş, o zaman Ateş Kime lazım, Halbuki altınlık Müslümanlık demektir, nice kardeşlerimiz var ki, kardeşimiz diyoruz, ağabeyimiz diyoruz, hocalık onda, hacılık onda, anası Hacı, babası Hoca, babası Hacı, anası Hoca, adam okumuş, ilim öğrenmiş, Kuran biliyor, hadis biliyor, ilahiler, sözler, Adam Arif olmuş, olacak olayı olmadan biliyor, ama işte Müslüman ama, yaptığı amelleri var ki, düşman sandığı kimseleri, polissiz, candırmasız, büyü ve havass ilmi ile yenmek fikri ve fiili. Peki bu hak mıdır, Müslümana yakışır bir amel midir? işte ateşe düçar olan Müslüman, Halbuki altın ateşte güzel değildir, altının ateşle güzelliğine ola ki? kime faydası olaki? Halbuki altın, boğazda kolye olduğunda güzel, elde yüzük olduğunda güzel, benim Bilgisayara çip karti olup da işime yaradığın da güzel, ateşteyken ne güzellik olacak, Onlar, ateş bizi erdiriyor demişler O evliyalar, Öyle ki, nasihattan anlamayana, öyle kötü ateşi ile muamele edilir, insan olana bir söz yeter, bir söz.
Peygamberimize bir Bedevi Çoban gelmiş :
Ban dininden öyle bir bir şey ögretki, öyle bir söz söyle ki, ben buraya tekrar tekrar gelmek durumunda kalmayan, cünkü ben bir Çobanin, senin öyle her meclis sohbetine gelemem demiş, bir tane söz söyle demiş : bir söz söyle ben onunla hayatımı ve dinimi idame edeyim demiş.
Peygamberimizde O na cevaben:
"Birşey yapacağın zaman, önce vicdanına bak, kalbine bak, öyle yap." demiş göndermiş.
( Hadis-i Şerif )
İnsan olana bir söz yeter, bir söz, bırak ateşi, bırak belayı, anlamayanı ateşe yollasan da fark etmez. Ben sana güzelliğinen nasihat ettim, Ey din kardeşim, kardeşim, ağabeyim, olmadı almadın, Sevdim olmadı almadın, sövdüm olmadı almadın, Madem sen Mevlana yolundan gidiyorsun, madem bizim yolumuz sana uymadı, hadi git ceheneme de yan gel, Belki senin derdinin çaresi, yanmak ve ateştir o zaman. O zaman belki sen adam olursun. sana yakışıyorsa Buyur git sen önden ve ateşe gireceksen gir, ama o bize uygun şeyler değil, sana uygun madem, sen bilirsin, madem sen yanmayı yeyledin kabul ettin, belayı da sevdin, üstüne çekmek istedin, buyur cehennemde belada senin olsun o zaman, Ben Bela isteyen bela sevici sapik ve sadist birisi değilim ki, acıdan beladan hoşlanıp tad lezzet alan sadist degilim. Sen başkalarına Bela okurken, kendi kendine bela davet etmiş adamsın. ve Burası cennet dedik, cennette cehennem arayan adama ben ne diyeyim daha, cennette ekmeğini pişirecek Ateş, sigarasını yakacak Çakmak arıyor. Burası cennet, bura Ateş yeri değil, bura ona buna bıçak dürtme yeri değil burası gayri, cennette yemekler Ateşte pişmez, bak burda yemekler ceryan ile, yada dalga ile, mikro dalga ile pişiyor, yani ateş yok, su ceryan ile gaz ile isiniyor, trenler kömür ve ateş yakarak degil elektrik ile gidiyor, yakinda arabalarda öyle olcak galiba, bak burda ateş cok az artik, ve ateş cehennemde, hocada camide kardeş. cehennemden Ateş getireceğine, cennette ateşsiz yaşa, cennete Ateşi sokarsak ne olur, birinin illaki eli kolu yanar, bir yerden bir şeye ateş tutuşur değil mi, ve Cennette Ateş var mı acaba, Yoksa sadece cehennemde mi Ateş var, Sen cehenneme layıksan, sen nasihat ile uslanmıyorsan, adam olmuyorsan, cennete girmiyorsan, cennet ne bilmiyorsan, var git O zaman cehenneme, akıllan gel o zaman, daha ben sana ne diyeyim, Ben Senin Derdine Derman olamadım, Hadi git sen ona yani Mevlanaya, Mevlana sana derman olur o zaman.
Matrix filminin 4 ü çıkıyormuş, çekeceklermiş, senaryosu falan hazır mı bilmiyorum ama, matrixten bir konu daha girelim, Hatta iki konu var da, şimdi birincisini bir girelim. Hani Kur'an'da geçen Yedi Uyuyanlar var. 7 miydi 8 miydi, 5 miydi 3 müydü denen, uyuyanlar var ya, Allah onları bir de sağına soluna çeviriyordu diyordu ya. Hani Matrix dede insan tarlalarında, insanlar uyur halde olup da, ama kendileri sanal alemde yaşadıklarını zannedenler var ya onlar da aynı şekilde işte 300 tane uyumuş ama yaşadığını zannediyor sanal alemde yaşadığını zannediyorlar, dünyada olduğunu zannediyorlar ya, Halbuki dünyada değil, sanal Bir de alemde uyutuldular, insan 300 sene uyur mu? uykuda ne gördün, Allah ona rüyalarında ne gösterdi, nerede yaşıyor, yani rüya alemi, Inception Rüya filmi, Yani 300 sene Onlar kendilerini başka bir alemde yaşıyor zannettiler, sanal alem, yani sanal alem ve uyutulan insanlar, bu hikaye geçmişte olan bir hikaye değil, gelecekte olan bir hikaye yine ve, matrix de olan o sistem, gelecekteki bir sistem, geçmişteki bir sistem değil, insanların uyutulmas, fakat yaşadıklarını zannetmesi, sanal alemde, zahmet çekmeden yaşamaları.
Ve biz ahiret alemindeyiz artik, ve robotlar huriler halinde olacak dedik diye, robot teknolojisinin üstüne iyice İsanoğlu düştü, ve şu anda robot haber spikeri var, Arabistan'ın vatandaşı olan bir Huri kadın var, robot kadın, onlar arablar neden istiyor, Arabistan destek veriyor buna, bazı Komplo teorisyenleri itiraz ediyor, Arabistan niye destekledi Amerika'nın böyle bir sistemini diyerekten, Halbuki Onlar bizim sözümüzle, Huri istediklerinden, bir tane Huri de degil, 500 tane Huri istediklerinden ona destek veriyorlar, Bu sistemin oluşup da istediğin güzellikte, Sana itiraz etmeyen, Araplara tam Uygun, yani tesettürlüsü de olur bunun kapalı kimse görmeyecek, bakire in cin kimse dokunmamış, bakire, onlareda uyugun bana da sanada uygun bize de uygun değil mi, bize de uygun ama, onnlar o projeye önayak oldular ve destek veriyorlar Bu projeye, güzel mi, güzel. itirazedenlere karşı güzel bir amel. Tabi gercek insanlar ve bayanlar daha tatli elbet. Amma kadin ekek hepimiz, huri ve gilman da istiyoruz işte.
Gelelim şimdi başka bir konuya,
Nesnelerin interneti, şeylerin, eşyaların, maddelerin interneti
Günümüzde, Arabalar bile, kendi başına gidecekler. Trenler de bu sistem şu anda yapılmış zaten,Japonya'da yaptılar galiba, kendi başına giden trenler var, şoförsüz tren, Çin'de mi japonyadamı var, ve yine arabalarda, kendi başına giden arabalar yaptılar, şoförsüz, robot şoförlü arabalar, o yüzden bu sistemde, nesnelerin interneti, şeylerin interneti diye bir şey çıktı, Hani arabaların kendi kendine sürmeleri için, Karşıdan gelen araba diyecek ki, ben yolun sağ şeridinden gidiyorum ve, ortalama sol şeride 50 santim mesafem var bana dikkat et gelirken diyecek. Karşıdan gelen Arabada öbür arabaya diyecek ki ben de sol şeritten geliyorum, senin karşında ben de 50 santim içeriden gidiyorum. diyecek mesela. ondan sonra az ileri gittiklerinde sol şeritten giden diyecek ki : ben Sağdaki kavşak dan Sağa döneceğim, Sen biraz Yavaşla diyecek, bunu demezse o na o sinyali göndermezse, sağdan giden araba o nun sola döndüğünü nereden bilecek. bu nesnelerin, Yani bizim şey dediğimiz, eşya dediğimiz, araba, eşya, arabda bizim kullandığımız eşyalardan birisi, sadece değişik bir eşya, büyük bir eşya ve eşyamız. Öyle olunca Onların da birbiriyle haberleşmesi lazım ki, arabalar kendi başına trafikde araba süre bilsinler, gidebilsinler şoförsüz olarakdan bir yerden bir yere. Hatta böyle bir tarfikde, belkide artik, kaza olma olasılığı daha az bir ihtimal ile, seyhat edilcek. cennette kaza olur mu? olmaması lazım, cennette araba kazası diye bir şey olmaması lazım. o zaman arabalar kendi başına giderse, ve buna çok dikkat edip birde yüksek hız yapmazsa, tabi hızlı gerektiği yerde hızlı, yavaş yerde yavaşlayıp ve, gerektiği yerde hassas sensorular ile, yoldan geçen birisini, daha geçmeden hemen bilirse, sağını solunu her tarafını gözetleyen kamera ile, daha dikkatli süren, böyle robot arabalar olursa, ne olur? kaza olmayip, birde kazadan öldü diye bir şey olmaz . Burası cennet ise, burada Artık insanlar araba kazasından ölmez, ama onun için işte, internete ihtiyaç var, ve eşyaların internetine ihtiyaç var.
ve Microsoft Amcaya yani Bill Gatese daha önce görev verdik, dedik ki :bu bilgisayarın yeni yazılımını yazacaksı, hem de 101 fonksiyonu ile yazacaksın, ve bunu da herkese bedava vereceksin dedik, o yaptımı yapti ve sözümüzde tuttu "Microsoft Windows 10" o insanlara bedava verdi, sözümüzü tuttu, Mehdi askerimi? Evet Mehdi askeri, çakı gibi Mehdi askeri, Ee şimdi ne oldu, görev bitti mi? şimdi yeni Görev veriyoruz, görev şu: Ey Bill Gatese, daha ölümsüzlük keşf olmadı ama, sana bir görev, eşyaların interneti şu anda, yazılım halinde. Ama sen onu değil, eşyaların sesini Duymasın'ı öğreneceksin, ve eşyalar Kendi kendilerine, zaten senin yazdığın yazılıma göre değil, Aynı sen gibi, ben gibi kendi iradeleriyle bunu yapacaklar, Bu nasıl olur dersen, şu anda, bir insanın iç sesinin, bir frekans olduğu tespit edildi, belki mikro düzeyde frekans, ve iç ses dinlenebiliyor, ve görüntüye çevrilebiliyor, bunu keşfeden insan oğlu, şunu da keşfetmesi lazim : ve bunu sana ön bilgi olarakdan veriyorum, senin önbilgin bu olacak, bundan yola çıkıp yapacaksın.
Bir hadisi şerif var
İbn-i Mes’ûd buyurdu ki:
Peygamberimiz demiş ki :
Dağ, dağa der ki, bugün sana Allahü teâlâyı zikreden birisi uğradı mı? Eğer, evet uğradı derse, o soran dağ sevinir. eğer o dağdan Allah diyen Elhamdülillah diyen birisi geçtiyse öbür dağa övünürmüş benden Allah diyen birisi geçti diye sevinirmiş, ötekide Eyvah Tüh bizden geçmedi diye üzülürlermiş.
( Hadis-i Şerif )
bunun anlattığı zaman Peygamberimiz, Biz bunu şuanki güne kadar, masal gibi zannettik, hiç dağ konuşur mu? bunu masal hikaye zannediyorduk, Bunu Peygamberimiz hikayeleştirmiş te, öyle konuşuyor diye anladık. Halbuki Her Şey Canlı. her şeyin Canı ve ruhu var. her şey canlı Her şey. Bu nano teknoloji sayesinde bilindi. CERN deki nanoteknoloji ile o çarpıştırma dan sonra keşfedildi ki, atomun altındaki parçacıklardan da altta, Başka parçacıklara da var olduğu keşfedildi, şu anda en basit bir elementin, sesinin de ve düşüncesinin aklının da olduğu da keşfedilecek. o dahi bir frekans, belki mikro Düzeyin altında, Nano mikro düzeyde, onlarda konuşuyorlarmış, Peygamberimiz yalan söylemiş olabilir mi? Bu Masal olabilir mi sence? Hayır masal değil, bu masal değil. Dağ, dağa karşı övünüyormuş benim üzerimden Allah diyen birisi geçti, bana Ne mutlu, size de ne eseff ve üzüntü diye. Öyle olunca da öyle Dağ konuşuyorsa, elma ağacındaki elmalarda bir biriyle konuşuyor, kirazdaki kirazlarda, evdeki bardak ta çaydanlıkla konuşuyor, duvardaki çerçeve de seninle konuşuyor ama, sen şu an onu duymuyorsun. Ama yakında onların sesini duycaksin Ey Bill Gates amca. ama o zaman ne olur, bu sefer, hiçbir şeyi atamaz hale geliriz, bir çerçeve kırıldı düştü ve atacağız, çöpe atma beni diye yalvarıyor, yapma, beni atma, ama atmamız lazım.
Hz. Ademin Toprağı
Hani buradan nereye varacağız : Hz Ademin ilk Toprağını Azrail aleyhisselam aldı. Toprağın sesini Azrail duydu diye hikaye masal anlatan gibi bu hikayeyi duyduk. Biz bunu masal gibi anlatıyor sandıkö bundan Ne anladık. Hani Allah Cebrail Aleyhisselam'ı dünyaya, Hz. Adem için toprak al gel diye gönderdi. Cebrail aleyhisselam toprağın sesini duydu,
Toprak dedi ki :
"Beni alma, benden alma, benden toprak alırsan, Allah ondan yapacağı insanları cehenneme, yani ateşe atacakmış, Sakın benden alma!"
diye Cebrail as. e yalvardı yakardı, Cebrail as. acıyor merhamete geliyor ve, toprağı almıyor. Mikaili gönderiyor onada aynısı oluyor oda almıyor.. Bunu biz masal olaraktan duyduk, masal mı bu sizce, Ama Azrail toprağın sesini duyuyor fakat, onun sözüne uymuyor, Ben Rabbimden Korkarım, bana niye getirmedin der diye, orada Allah beni azarlarsa diye korkarım diye, topraktan bir parça alıp götürüyor. O da duyuyor toprağın sesini ama, Neymiş şimdi, yukarı ana konuya bağlarsak konuyu, çerçeveyi atmazsak ne olacak, Hani bazıları Azrail gibi olacak bu dünyada, o sesleri bazıları duymasına rağmen, yine aynı dualite devam edecek, bazıları Azrail gibi biraz Merhameti az ve onlara doğru değil de, Allah'ın emrine itaate doğru olacak, bazıları Cebrail ve Mikail gibi çok merhametli, Hiçbir şey atamaz ve yapamaz hale gelecek. iyi mi? cennette hiçbir şey zayi olmaz ki artık. cennette atık madde yok ki artık, atık madde diye bir şey yok cennette. Dönüşüm üniteleri daha gelişmesi lazım, recycling sistemleri gelişmesi lazım, o zaman hiçbir şey zayi olmaz. Allah zaten öyle yapmış bu dünyada, mesela yaprak toprağa düşüyor, toprağa karışıyor, yaprak da bu sefer çiçek olup Dünyaya Geliyor, çiçekti bir daha toprağa karışıyor, bu seferde misal armut olup sana geri dönüyor...

Başka mesele kur'an-ı Kerim'de ve Me’ve cennetinden bahsediyor

M Roma rakamı ile 1000 demek
V ise Roma rakamıyla 5 demek

Ve eğer bunların üzerine çizgi çizilirse aynı Me've cennetindeki kesme işareti gibi veya üzerine cizgi çizilirse daha büyük sayılar meydan geliyor.

Roman rakamları ile yazılabilecek en büyük ve en uzun sayı “3888″ dir.(MMMDCCCLXXXVIII)

– Dünyada çok fazla kullanmamakla beraber daha büyük sayılara ihtiyaç hissettiklerinde rakamların değerini “1000″ kat artırmak için Üzerlerine çizgi çizerek arttırmışlardır.,
Üzerinde çizgi olan sembol değerleri de şunlardır;
_
V=5000
_
X=10000
_
L=50000
_
C=100000
_
D=500000
_
M=100000

yani Öyle olunca ME'VE ise cennetin senesini bahsediyor, hangi senede Ne cenneti olacak bu dünya, orada bir de buçuk var
M=1000
E=Sonu belli olmayan demek
'=buçuk
V=5
E=Sonu belli olmayan demek

E Demek ise, hani hesap makinelerindeki sisteme göre, 10 rakamla bir hesap makinen varsa elinde, Sen bir işlem yaptığın zaman, eğer işlem sonucu, 10 rakamlı sayıdan daha yüksek bir sayı ise, hesap makinesi işlemi yapamaz, ve orada E yazar, yani Bunun sonunu bulamadım demektir, sonsuz manası bir nevi, sonsuz değil Ama, sonu bilinmeyen demektir. öyle olunca MEVE M 1000 E sonu bilinmeyen sonra kesme geliyor yani buçuk ve V 5 ve sonra yine E ve yine sonu bilinmeyen, ve topu okuduğumuz zaman, sonu bilinmeyen bir 1000 binli sene ve sonu bilinmeyen 5'li veya sonu bilinmeyen buçuklu sene demek olur yani. Burada Eğer ölümsüzlük keşfolursa artık sonu bilinmeyen bir vakti girdik demek olur, Me've cennetine ulaştık demek olur.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İndehâ cennetul me’vâ.

Meali :

e’vâ cenneti onun (Sidre’nin) yanındadır.

Sadakallahul Aziym NECM Suresi 15. ayet

ve o da ne zaman başlıyormuş 1000 10000 10000 olabilir 1005'te veya kesemeden dolayi 105 000 de, bu dünyanın ömrü ile Tabii ki dünyanın ömrünün kaç olduğunu tam olarakbilmiyoruz 1005 veya 10 500 veya 105 000 veya 15 0000 gibi bir sene de MEVE cenneti başlayacak demek bu.

Şira Yıldızı Ne Demek

Yine başka bir mesele

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve ennehu huve rabbuş şı’râ.

Meali :

Ve muhakkak ki, Şira’nın (Şira Yıldızı’nın) Rabbi de O’dur.

Sadakallahul Aziym NECM-49 ayet


Şira Yıldızı ndan bahsediyor Kuranı Kerim'de ve Arapçada Raşit sağdan sola yazıldığı için r harfi başta şın harfi sonra gelir

Raşit - Raşid - RAŞiD - رَاشِدٌ isminin anlamı : رَاشِدٌ Raşit Raşid RAŞiD

Anlamları:
1. Doğru yola giden
2. Akıllı
3. irşad edip öğreten
4. Öğretmen
5. Baş Öğretmen
6 . Öğreten eğiten Allah
7. Öğretmen olan Allah
8. Olgun , Kemaline Ermiş ,Yetişkin, genc delikanli

MÜRŞiD : Egitici ,şeyh, mürebbi ,terbiyet edici, ögretici, ögretmen, Baş Öğretmen.



Avrupalı ve amerikalılarda Raşit veya Raşid diyemedik lerinden kestirmededen ada nichk name olarak can cano mehmet memo gibi Raşit e "Raşi" derler. şu an bazı dillerde ve ülkelerde ismimiz Raşit değil de "Raşi" diyerekten dile geliyor ve bu kelime Latince olaraktan okunduğu zaman, Arapça yazılı fakatt Latince sistemi ile yani sağdan sola değil de soldan sağa okunduğu zaman "Şira" olur.

رَاشِت

شيرا

veya

الشِّعْرَى

işte, yani Raşit Yıldızı Aslında, raşit'in olduğu vakit ki dünyanın olduğu yer, ve ne demek bu, Şira Yıldızı Muhammed vaktinden bizim vaktimize baktıklarında onların göre Biz Şira Yıldızı'ın daydık. Raşi Yıldızı ya da Şira Yıldızı. Onlar bizi Şira Yıldızı olaraktan görüyordu. Ama şu anda Şira Yıldızı Bizim bulunduğumuz yer Raşit yıldızının olduğu yer, Hz Mehdinin vaktindeki dünyanın konumu demek. Muhammed vaktiyse aşağıda, onlar bize baktıklarmı bizi şira diye görüyorlardı. Raşit demiyor da şira diyorlardı. Çünkü Hz. Muhammed Mirac ile benim şu anki vaktine geldiğinde ve insanların bana Raşit değilde Raşi diyerekten seslendiklerini duyduğunda ve bunu Latince arapca yazıldığında şira fakat arapcada sesli harf yok ve Şın ve Ra yazıldığında Latince gibi soldan saga degilde birde arapca gibi sagdan sola okundugunda, al sana işte ŞIRA yazısı. Muhammed sağdan sola okudu, soldan sağa bilmediği için, Arapça sağdan sola olduğu için, o kelimeyi Tabii ki şira okuyacak.


Şira Yıldızı da biz ile bizim vaktimiz demek işte.


Matrix filminin 2. meselesine geleceğiz ve yine Hani filmin başına dönmemiz lazım ki, baştan bir daha seyredelim ki, o filmin devamında olacakları hepsini birbirine yapıştıralım, ekleyelim de, senaryo Düzgün şekilde akıyor mu bilelim. Hani Devenin yürüyüşünde bir ahenk varmış, notalara göre "failatun failatun failun" Musiki ondan türemiş derler, Yani akışı düzgün cümleler, aynı bir nehirin yatağında Düzgün şekilde fluss etmesi akması, sakin şekilde köpürmeden düzgünce akması gibi, notalar da böyle arka arkaya, Sakin bir şekilde akarlar. Asi demek, sakin akmayan nehirler gibi, bununla yakın zamanda, televizyonda tekrar yayınlanan Hüdayi Hazretleri'nin filminden yola çıktım ve, bu kanıya vardım. Hani Fatih Sultan Mehmet'in babası Sultan Murat Han, Bir Rüya görüyor, rüyasında rakibi onu yere yıkmış sırtı yere geliyor, hemen rüyayı yazıyor Hüdai Hazretleri ne yorması için göndereyor, fakat Hüdayi Hazretleri de rüyayı zaten yormuş yazmış bekliyormuş, kapıdaki askere daha hiç okumadan, rüyayı dinlemeden, Al bunu götür padişahımız a ver diyerekten cevabını verip yolluyor. cevabın da da yazıyor ki :

"Padişahım diyor, Toprak diyor en güçlü şey diyor,yere düşünce, sırtınız toprakla bir olunca, Siz daha güçlü oluyorsunuz. öyle olunca yine galip geleceğiz inşallah diyor. Halbuki "sen yanlış bir rüya görsende, rüyayı hayra yor." derler ya, Kötü rüyayı bile hayra yor Der ya işte. Orada hüdayinin yaptığı da o, yoksa Murathan yenilmiş, sırtı yere gelmiş, açık bir rüya, açık apaçık bir rüya. eğer ki Sultan Murat Hana Hüdayi Hazretleri Efendim yenilgiye uğrayacaksınız der se yenilecekti, ama o gazlıyor ki Murat Hanı Efendim gücünüze güç katılıyor falan filan,.. Murathan da savaşa kendi bile gitmeden, askerleri Galip geliyor. yani hayra yormak ve Matrix filmindeki başlangıçta, Neo ilk defa kahin'e gittiğinde, orada kek yapan kahin, birden vazo İçin Üzülme diyor çocuklar onu tamir eder diyor. Neo da hangi vazo diyor, etrafına bakıyorum derken, Neo vazoyu düşürüp kırıyor, ve Kahin işte Bu vazo diyor, özür diliyor ve kahinde demiştim üzülme diyor, Nereden bildin kıracağımı diyor, seni daha zor bir imtihana sokayım mı diyor, O da bunun dışında diyor, sana demeseydim de kıracak mıydın diyor. Heeeeeee vazoyu kıran ve demeseydim de vazo kırılacak mıydı, Ve Hüdayi Hazretleri ve Padişahım Galip geleceksiniz demeseydi, Galip Gelecek miydi Murathan. kötü rüyayı hayra yormak ile, kötü bir şeyi iyi hale çevirmek mümkünmü?

Evet Cennet bu işte, kötüleri bile, iyi hale çevirebilmek.


Galiba 2 gün önceydi, ya da 1 gün önce, Bahçeden gelen bir sümüklü böcek kabuğunun içindeki sümüklü böcek yavrusunu gördüm. şu yazıların içindeki virgül ya da nokta kadar, ya da belki a harfi kadar. ve Allah ona kabuk vermiş, aynı şekilde büyük kabuk kadar güzel küçük bir kabuk vermiş, ve o kabuğun içinde sümüklü böceğin yavrusunu yaratmış, ona akıl vermiş, kalp vermiş, Can vermiş, ruh vermiş, Allah'ım yarabbim, nasıl bu kadar küçük paket yaptın bunu, bu büyüyecek sümüklü böcek olacak, Rabbim, "Allahu ekber"
الله أكبر denmez mi senin işlerine

her bir sümüklü böceği, sen böyle bu kadar özenipte mi yaratıyorsun, Şu anda biz onu yapmaya Kalksak, onun yani resmini çizmeye kalksak, yani mikroskobunun uğraşmamız lazım çizmek için. sen mikroskop mu kullanıyorsun da bunun böyle kalbini böbreğini ciğerini yarattın bunun. yok mu bunun böbreği, kalbi, ciğeri, Nefes almıyor mu bu, neresinden nefes alıyor bu, neresinde bunun, nefes aldıkça hava giren ciğerleri, Aman yarabbi, kudretine hayranız, yaratışına hayranız, Yarabbi "Allahu ekber" gidin açın, bahçede, eski sümüklü böcek kabuklarının içine yavrulamış, sümüklü böceği yavrusuna bir bakın, küçüklüğüne bakın, Ne kadar güzel, şahane bir şey, Allah'ın yaratması ne güzel, bunu bozmaya çalışan ahmaklara ben ne diyeyim daha, biz de yaparız diyen ahmaklara Ben de ne diyeyim daha.

Ve bun sıralar da şu kanıya vardık Hanım ile, zikir fikir ve bir laf vardır Bizde, zikirsiz fikirsiz adam, Demek ki zikir çekince, fikir geliyor, zaten sen zikir çekersen, Sana da ilham gelir kardeşim, sen de Bülbül olursun, ders ve vaaz veren Bülbül olursun. kıskanma Ne olur zikrini her gün çekersin, seninde Bülbülün olur. Ve bir gün sende vaazunasihat ile bülbül gibi Ötersin konuşursun.

Bak Geçenlerde anlattık, uzaya filan kimse gitmedi, Mars a filan gidebilen yok demiştik, ve düşünelim bu dünyada yerçekimi var ve, biz su içebiliyor ve yemek yiyebiliyoruz, Yerçekimi olmasa ne su içebiliriz, ne yemek yiyebiliriz. uzaya gitse adamlar o Astronotlar, uzaya çıktık diyelim, uzayda Yerçekimi olmadığı için, yemek yiyemezsin kardeşim, yemek mideye inmez ki, yutamazsın ki, yutmak diye bir şey yapamazsın orada, yutmaktan denen şey dünyada mevcut, dünyadan çıktığı zaman yutamazsın, Çünkü cennette nasıldı, yemek içmek başkaydı, elmadan yedi ler dünyaya indiler, orada yutmak yok, Yerçekimi olmayan yerde yutamazsın ki, su içemezsin ki, su mideye inmez ki, o zaman uzaya gittik hikayelerinin hepsi yalan kardeşim, hepsi fasa fiso, yalan ya yalan kardeşim. size binlerce Delil getirebilirim bu konuda.

Yutmak olmayan bir yerde aylarca kaldık hikayesi ne kadar yalan, lan Orada nasıl çiş ettin, çiş etmek diye bir şey yok, çiş aşağı akıyor, burada Yerçekimi olduğu için, orada çişini ne yana doğru yapacaksın, için dışına çıkar zaten o zaman.



Hazreti İsa'ya Mehdi Aleyhisselam Mesih kuvvetini verdi, ve o kuvvet o devirden bu devre geri geldi, ama önce tekrar Muhammed'e geldi, Muhammed'den de Mehdi ye kadar el geri ulaştırıldı bunun Delil ve ispatı: Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem 1. Akabe biatında, Medine'den gelen, galiba 9 kişiydi, 9 kişiye elverdi, gidin Medine'yi bana hazırlayın dedi, o verdiği el, 9 kişi de 9 Muhammed oldu ve mediyeni ona hazırladılar. İsa Efendimizde 12 Havari ye 12 el verdi ki, İsa efendimizin kim olduğu belli olmasın diye, o 12 asker var idi, hangisi İsa bilemiyorlar, hepsinde aynı kuvvet Vardı, Hepsi aynı yakışıklıydı ve bir tane aralarında kötü vardı ki aynı Matrix filmindeki o tarladan çıkarılıp da onların içinde olmasına rağmen onlara düşmanlık edensahtekar insan gibi yani, işte o 13. havari. o İsa efendimizin hangisi olduğunu havalarin içinden gösterdi de, öyle bildiler de öyle onu çarmıha gerdiler. İsa Efendimiz elini, 12 havarinin 12 sinede verdiği için, 3 gün sonra havarilerden birisi gitti, ve onu yeniden diriltti zaten, Çünkü her birisinde aynı Mesih kuvveti var idi.ve e bu Mesih kuvveti el ele, el ele verilerekten, En sonu Nakşibendi tarikatına geldi, Nakşibendi tarikatından da, Mehdi Aleyhisselam a devroldu ki, bu yol en sonunda Mehdiye devrolacak Demiş, zaten Muhammed Raşid Hazretleri söylemiş bunu, Nakşibendi hazretlerinden rivayetine göre de bu varmış, Mehdi Aleyhisselam da nakşibendilere İntisab etti, Daha 40 yaşına gelmeden önce olgunluğa ulaşmadan önce, ve o eli En son o devraldı. diğer tarikatların da birleştiği Ali Efendimizden gelen eli de aldı. Fatma annemizden de el aldı,ve o el birleşti , o 12 el birleşti ve tekrar Mehdiye geri döndü şimdi. ve diyorum şimdi de bazıları mehdi'den bunu alıp alıp gidiyorlar ama, tilkinin dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanı demişler.


Bir hikaye vardır Bülbül Gül'ün başında beklermiş, tomucuk Gül'ün başında, ne zaman açacak diye. açtığını göreceğim diye. fakat aynı köpeğin sabaha kadar bekçilik edip, sabah uykuya vardığı gibi, Bülbül de, tam gül açacağı zaman uykuya varırmış, gülde patır patır açarmı,ş Hazreti Veysel Muhammed'i bekleyenlerden, bir peygamber gelecekmiş, ismi Ahmet olacakmış diye bekleyenlerden, ve Muhammed'in geldiğini duymuş, hasretle ona yangın ve, gidip görmek istiyor fakat, varsa ki, yok, aynı Bülbül misali, Bunlardan birisi de Veysel, üveysilik gidip de görememek, başında Bekleyip de görememek, gülün başındasın nasıl göremiyorsun, göremeden gelmiş, Veysel lik üveysilik. dibinde de üveysilik olur mu? Olur olur, Bazen Mehdi'nin dibinde olup da üveysi olanlarda vardır, dibinde olmasına rağmen O nu göremeyenler vardır. Hadi Veysel uzaktan gelmiş de görememiş, ya dibinde olup da göremeyenler, Ebu lehep gibi.

Alfa (α) Enerjisi Ziya ve ikizler burcu

Yine ikizler burcu, yani Alfa enerjisi yayacak kimseler tohumunu atma vaktine geliyoruz yine, bunu eksik etmeyin, az da yapmayın, Çok da yapmayın, bir karer olsun, böyle bu kadar sıcak olmasın, bak bu kadar çok olmuş, Bu kadar sıcak yeter, gecen sene ikizler tohumu çok fazla atılmış ki bu sene böyle sıcak oldu, ondan böyle Yandık Kavrulduk, ikizleri biraz karer yapacaksınız, her şeyi biraz karer yapacaksınız. ve ikizler burcunu yine eksik etmeyin, tohumunu atın yine, ama burada ikizler Tek çeşit değildir, Kiraz ikili Kiraz vardır, ikili ceviz vardır, ikili Findık vardır, Doğada çatal olan şeyler böyledir, bademde de olur, ceviz de olur, ikizler tek değil, yani onu demek istedim Sizlere. ve 2 yapraklı mesela ne var, mesela fesleğen, Reyhan 2 yapraklı galiba. bazı şeyler işte ikizler burcundan, ikizlerde etkili olan şeyler, tek çeşitli degil, ikizler burcu, sadece İkizler vaktinde doğmaz, sadece Mayısta doğmaz, başka mevsimde Doğan ikizlerde vardır, çünkü mesela ceviz Mayısta ermez, Mayısta değildir cevizin vakti, mayıs ayı değildir, cevizin ikizi başka mevsimde dogar.

Yani unutmayın Siz, ikizlere diye niyet edin ve alfa enerjisi yayın, bizim öğrettiğiniz oturuşu oturun, dişinizi öyle fırçalayın,.... Allah size nasip ederse, biri belki cevizden ama belki digeri de Kiraz'dan olur Onu Allah bilir.

Bizden herkes memnun değil, mehdiyi Herkes sevmiyor, Sevenelerinin yanında düşmanları da var, Bize bela okuyanlara da var, Büyü yapanlara da var, Bilmem havasının huvasinan bizi yıkayacağız diye uğraşanlar da var. Muhammedi Muhammed vaktinde Kıymetini bileceksin, Herşey vaktinde güzel, nasıl karpuz vaktinde, erdiğinde güzelce yeniyor, tadı çıkıyor, karpuzu kışın getirsek ortaya, şöyle soğuk buz gibi dışarıda kessek, Kimin canı karpuz yemek ister değilmi? orada zaten soğuk üşüyoruz, karpuz yenirmi orada. Herşey vaktinde güzel, bize de, bizim vaktimiz de bizim kıymetimizi bilecek insanlar lazım. Başımızda bir bela var,

"Bakalım mevla neyler, neylerse güzel eyler." RIZA Makamı

geçebilcekmiyiz geçemiyecekmiyiz. Görelim Bize beddua okuyanların dediğimi tutacak, ya da Allah'ın dediği mi olacak bakacağız. Buradan da nereye varacaksın, Biz Raşit iz İsa değiliz ki, 3 gün sonra tekrar dirilelim, Biz öldükten sonra bizi arasanız da bulamazsınız, biz Bizden gidince, ben benden gidince, beni arasınız da bulamazsınız, Ben bunu bedenden gidince, Ben, Raşit, Raşit demek, erkek çocuklarda 12 ile 13 yaş, kızlarda da belki 15 yaşa kadar, ergenliğe ermek demek. Eğer bir çocuk 15 yaşına ergenliğe ermezse, erkek ise Murahik Kız ise Murahika denir. ihtilam yani oglan çocuklarda, cinsel rüya ile orgazm olup döl vermezse, veya kız çocuklarında, kız hayız görmezse 15 yaşına kadar, o kızım Mürahika dır, Yani 15 yaşına kadar kadın Olmadıysa O reşit veya raşit değildir. Raşitlik ne demek Yani 13 sene, 13 rakamı neden Mehdiye verildi, 13 ne demek insanın Ergin olması adam olması için gereken zaman dilimi demek. erkek veya kadıneregenliğe ermesi demek. ve bizim dünyadaki ve kainattaki dağılımımız ona göredir. öyle Biz 3 senede isa gibi tekrar gelmeyiz dünyaya, bizi toprağa karıştırırsa Allah, 13 sene sonra çıkıp gelebiliriz ancak, 13 sene sonra, 13 senede bir meyve veren bir ağaç gibi, 13 senede bir dünyaya gelen bir tohum, veyahut da onüç de de gelemezsem 130 senede bir dünyaya gelen, 130 senede degelemez isek, 1 300 000 senede bir defa gelen, ve bu gezegenin adı ne, 1 senesi 1 300 000 gün olan, 1 senesi 130 sene olan, yani bizim kiymetimizi vaktimiz de bildiiniz bildiniz, yoksa ben gittikten sonra, sen Külahıma anlat, yada güzel anana selam söyle o zaman.


Bak kuranda 6666 ayet oldugu söylemniyor, sadece birkac surede bir kac aynı ayetin tekrari var, diger her ayete ayri ayri kelimler, ayri dizilimde. ve diyorki rabbimiz euzusuz kuran okumayin, yani hepsinin başına komutanı getirin, o yoksa yardımcısı olan besmeleye çekin diyor, yani besmele yada euzu komutan, onsuz olmuyormuş ve 8 milyar insan var ise, herkes bakıyor mehdi benide bilcek mi, benide ancankmı hatırlyacakmı diye, bak kuranı yaklaşık on defa hatmetmişliğim var. bir adami oradan bilirim kim ve hangi adam hangi adam ile yani kurandaki hangi kelime ne zaman nrede kim ile nasıl gelir yaklaşık bilirim. amma bilmediğim unuttuklarımda olur, o zaman yani Allah da hatirlatirsa öyle bilirim, bilmedigim olmaz. öyle olunca, 8 milyarin hepsini bilebilirim, ne zaman kimin nerede ne oldgunu bilmem mümkün, imkan dahlinde de, ama bilmezsemde Allah hatirlaltir, işte öyle olunca, sen beklerken, senin ardinda sadece sekizmilyar insan yok, sanma bu dünya sadece sekizmilyar, halabuki hergün günde belki 100 milyon ölüyor, 100 milyar da doguyor, ben onlarinda emiri ve imamiyim, yani öyle olunca, sirda kac kişi var, peygamber demişki Beytül mamuru bir tavaf edene bir daha sira gelmez demiyor mu unutma, sana iki defa sira glediyse, sen bahtiyarsin zaten.

RAŞiDi TARiKAT DERSi 13. SINIF SOFiLER

Kuran kainattir ve ve Fatiha Mehdi, ve Fatiha kuranin rar peketi gibidir, bir rar pektinin açılıpda, tekrar kainat olmasi için, nasıl rar peketini açan, rar veya zip paketini açabilen bir programa ve yazılıma ihtiyaç var ise, işte kuranin başında da, euzu ve besmele vardır, ve fakat kurandaki bütün diğer sureler okunurken, sadece besmele ile okursan olur, çünkü kuranda öyledir. ancak yeni kuran okumya başlayan kimse, başinda bir de euzu çeker, ve fakat püf noktası : Diğer sureler besmele ile okunsa da, fatiha için illa euzu okunur, işte euzu o fatihayı açacak rar programı gibidir de ondan, zikirmizdeki fatihalar euzu besmele ile okunur, diğer kulhu ve benzeri sureler, sadece besmele ile okunur. Bunuda, sadece 13. SINIFA çıkan, ve bu vaaza ulaşan sofilerimiz bilecek inşallah.

Rabbim, Kuranın ve Hayatın idrakinde olan, mümin ve mümineleri Çoğaltsın inşallah.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--








Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 25 Ağustos 2019 Pazar

Original Kar © glan



Sessiz Zehirin - ve internetin Sesi ve Onun Şifası Olan - Radyo Karoglan

Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran

Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık

1 Senede/12 Ay

Pazartesi - Salı - Çarşamba - Perşembe - Cuma - Cumartesi - Pazar

1 Yılda/365 Gün

7 Günde/24 Saat

Vaaz - Dini Sohbet - Tasavvuf Sohbetleri - Radyo Karoglanda

RADYO KAROGLAN

Sessiz Zehirin - ve internetin Sesi ve Onun Şifası Olan - Radyo Karoglan